Cemil Çiçek’ten itiraf gibi sözler: “Bize tevbe-i nasûh lazım” « Dürüst Haber

SON DAKİKA

Cemil Çiçek’ten itiraf gibi sözler: “Bize tevbe-i nasûh lazım”

Bu haber 19 Kasım 2020 - 18:33 'de eklendi ve 620 views kez görüntülendi.

Karar Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren bugünkü köşe yazısında Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek ile yaptığı görüşmeyi kaleme aldı.

Karar Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren bugünkü yazısında, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek ile arasında geçen görüşmeyi yazdı.

“Cemil Çiçek aradı önceki gün” yazarak sözlerine başlayan Ahmet Taşgetiren, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek’in reform ile ilgili değerlendirmelerini kaleme aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Gül’ün açıkladığı hukukta ve ekonomide reform açıklamalarını ele alan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek, “Bize topyekün bir tevbe-i nasûh lazım. Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin” ifadelerini kullandı.

İşte Ahmet Taşgetiren’in dikkat çeken bugünkü köşe yazısı;

İnsan reformu Ahlâk reformu

Cemil Çiçek aradı önceki gün:
-Bize yargı reformundan önce insan ve ahlâk reformu lâzım, dedi. Biz 459 yıldan beri yargının düzeltilmesini konuşuyoruz. Sadrazam Lutfi Paşa’nın Âsafnâmesinden, Göriceli Mustafa’nın Koçibey Risalesinden beri. Bir toplum 500 yıl adaleti arar mı?
Sonra sordu:
-Kanunda ne eksik?
Dedi:
-Bize topyekün bir tevbe-i nasûh lazım. Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin.
….
Haksız değil Cemil Çiçek “Kanunda ne eksik?” sorusunu sorarken.
Sorun bakalım, yasal olarak ne değişti de ekonomi yönetiminde iki kişinin değişmesiyle Dolar 8.50’den 7.70’e düştü? Sır Naci Ağbal ve Lütfi Elvan’da mı? Tabii ki değil. Lütfi Elvan düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlığından bahisle “Başkanlarımıza ‘kanun ne diyorsa, neyi emrediyorsa onu yapacaksınız’ dedim” diyor sadece. “ Merkez Bankası Kanunu açık, elbette bağımsızdır. Bu konuda daha fazla söyleyecek bir şeyim yok.” Bu kadar basit. Onları Cumhurbaşkanı Erdoğan getiriyor oraya bu önemli. Demek ki sözlerinin arkasında Cumhurbaşkanı da var. Demek ki o da Lütfi Elvan’ın söylediklerini söylüyor. Yani Merkez Bankası’nın ve diğer düzenleyici – denetleyici kurumların bağımsızlığını. Bu kurumların en çok Cumhurbaşkanı’nın tasarruflarından etkilendiği bilindiğine göre herhangi bir reforma gidilmeden, sadece birkaç jestle işler normale dönebiliyor.
Kanun var işe yaramıyor, kanun var işe yarıyor.
Peki ama insan davranışı nasıl değişecek?
Bir gün önce şöyle, ertesi gün böyle, bunun bir kuralı olmayacak mı, yani belirleyici konumdaki herhangi bir kişinin herhangi bir ruh haliyle vereceği karar mı belirleyecek ülkenin gidişatını?
Şimdi deniyor ya, “ekonomi, hukuk ve demokraside reform.”
Yani demek ki bu üç alan – üç alan deyip geçmemek lazım, bir sistemin insana dokunan her yanı neredeyse- sorunlu ve reform – yani yeniden biçimlendirme – yeniden kurma gerektiriyor.
Bilmem Adalet Bakanı’nın demesi yeterli midir, çünkü Lütfi Elvan’ın demesi, Berat Albayrak’ın yerine Cumhurbaşkanı tasarrufu ile o makama geldikten sonradır ve etkisi de o sebepledir, Adalet Bakanı değişmeden, oraya Cumhurbaşkanı tasarrufunun tılsımı girmeden Abdülhamit Gül kalksa ve “Yeterli kanunlar var, en alt mahkemeden en üstüne kadar herkes Anayasa’nın ve kanunların dediğine uysun, aradığımız adalettir, sadece adalet” dese, hukuk alanında yaşanan çarpıklıklar birdenbire sona erer mi?
Ne dersiniz, umutlu musunuz?
Bugüne kadar sayın Gül defalarca yaptı bunu. En son “Adalet olsun isterse kıyamet kopsun” bile dedi. “Adalet adına ‘Pardon’ demeyin” dedi defalarca. “İnsanları haksız yere tutuklamanın onlara ödettiği bedeli düşünün” dedi. “Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı bir alt mahkemenin tanımıyor olmasının kabul edilemeyeceğini” söyledi. Daha ne desin? Ama olmadı.
Ne dersiniz, acaba Adalet Bakanı’nın söyleyip netice alamadığı şeylerin gerçekleşmesi için mesela sayın Cumhurbaşkanı’nın ya da yeni tayin edeceği Adalet Bakanı’nın “Sadece adalet istiyoruz. Hiç kimseye haksızlık yapılmasın. Kimse haksız yere tutuklanmasın. Tutukluluk istisnai olsun. Kimse tutukluluğu peşin ceza gibi yaşamasın. Kimse bizim hoşumuza gidiyor diye kanunları çarpıtmasın. Kimse bizim siyasi rakibimiz hatta düşmanımız diye kötü muameleye maruz bırakılmasın” demesi mi gerekiyor?

Bu “Reform” söylemi nasıl oluştu bilmiyorum Beştepe muhitinde?
Berat Albayrak olayı bir sonuç mu başlangıç mı?
Cumhurbaşkanı Merkez Bankası pimini çektiğinde Damat Bey’in gideceğini düşünmüş müdür? Tasarruf Merkez bankası ile sınırlı idi de, Damat Bey gidince onun yeri de mi dolduruldu, yoksa Damat Bey her halükarda gidecekti ve Lütfi Elvan ismi önceden mi hazırlanmıştı?
İş birdenbire mi “Demokrasi – Adalet – Ekonomi reformu” boyutu kazandı yoksa böyle bir noktaya gelinmişti de “Bu işin en flaş kısmı Damat’ın gitmesi ile olur” kanaati mi hasıl oldu? Damat bey Devlet’te istihdam edilmeye başlandığında böyle ortaya dramatik sonuçlar çıkabileceği hiç düşünülmemiş miydi?
Gelinen noktanın en kritik vasfı “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi alanını kısıtlama” kararı vermiş olabileceği ihtimalidir. Çünkü sistemin en tartışılan yönü “Tek Adam’ın belirleyici olması”dır ve o da Tayyip Erdoğan ismiyle somutlaşmıştır. Yani sistem içinde hiçbir kimse, bakanlar, genelkurmay başkanı, yargının herhangi bir birimi, hatta Meclis, Erdoğan’a denk bir irade beyanı noktasında görülmüyor. Fiili durum bu. Reformlar bu fiili durumu mu değiştirecek? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu anki “İrade beyanı” “Ekonomi ekonomi gibi, adalet adalet gibi, demokrasi demokrasi gibi işlesin” şeklinde midir?
Eğer böyleyse reforma ne gerek var diyeceğim ama, bu iş de öyle tek kişinin irade beyanı ile olmaz ki, diyor hukuk devleti mantığı.
Hele iktidar medyasının aktörleri “Herkes Tayyip Erdoğan’a râm olacak” davulunu çalarken…