Zaman… Sadece beş harften oluşan bir kelime mi, yoksa hayatta en kıymetli olan bir ömürden penceremiz mi? Zaman çok garip; birçok pencereden bakılabilir. Bazen hiç geçmesin isteriz; bir sevdiğimizle geçirdiğimiz anlarda zaman durmasını dileriz. Bazen de çabuk geçmesini isteriz, doğum bekleyen bir anne gibi…
Peki, zamanın kıymetini gerçekten biliyor muyuz? Zaman bizim için ne kadar değerli?
Soruyu bir de terse çevirelim: Zaman kelimesinin tersi “namaz”. Peki o zaman ne olacak? Zaman ayırabiliyor muyuz? Sabah uykuda, öğle namazı, arkadaşımızla kahve molası… İlkinde ticaret vakti, akşam ve yatsıyı ise günün yorgunluğu deyip geçiyoruz.
Bize zamanı veren Rab’bimize karşı maalesef zaman ayıramıyoruz. Oysa nefsimiz bile zaman bulup bizimle uğraşıyor; her şeyimize engel oluyor ama biz onu yenemiyoruz. Nefsimizi yenemiyoruz.
Peki, ne yapacağız şimdi?
Belki de çözüm, zamanın değerini bilmekten ve onu doğru kullanmaktan geçiyor. Her anı fark ederek yaşamak, sevdiklerimize, ibadetlerimize, kendimize ve hayata zaman ayırmak… Çünkü zaman, geçtikçe geri gelmeyen en kıymetli sermayemiz.








