Günümüzde bilgiye erişim hiç olmadığı kadar hızlı. Sosyal medya platformlarıyla saniyeler içinde milyonlara ulaşan haberler, bir yandan iletişimi kolaylaştırırken, diğer yandan yanlış bilgilerin de hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Bu durum, sadece bireylerin değil, ekonomik dengelerin ve toplumsal istikrarın da tehdit altında olduğu bir süreci beraberinde getiriyor.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, DÜNYA gazetesine verdiği özel röportajda bu tehdide dikkat çekerek Türkiye’nin dezenformasyonla nasıl mücadele ettiğini ve iletişim stratejilerini anlattı. Altun’a göre, özellikle ekonomi alanında yayılan manipülatif bilgiler, piyasaları doğrudan etkileyebilecek kadar güçlü.
Ekonomiye yönelik bilgi kirliliği: Spekülasyonlarla yön verilen piyasa
Altun, dezenformasyonun ekonomi üzerinde yarattığı etkileri “piyasa bozucu faaliyet” olarak nitelendiriyor. Pandemi sonrası belirsizliklerin artması, küresel ekonomideki dalgalanmalarla birleşince, yanlış bilgi yayımı daha da tehlikeli bir boyut kazandı. Ekonomik karar alıcıların, sosyal medya üzerinden yayılan asılsız yorum ve iddialar karşısında baskı hissettiğine dikkat çeken Altun, bu tür içeriklerin bazen konvansiyonel medyada bile yer bulabildiğini belirtiyor.
Özellikle seçim dönemlerinde artan bu Dezenformasyon girişimlerinin, halkı tedirgin etmeye yönelik bilinçli operasyonlar olduğunun altını çizen Altun, son dönemde Hazine ve Maliye Bakanı hakkında yayılan istifa iddialarını bu çerçevede değerlendiriyor. Bu tür yalanların tek hedefi, güveni sarsmak ve piyasalarda istikrarsızlık yaratmak.
Hakikatin gücü: İletişim seferberliği ve medya sorumluluğu
Türkiye, bu tehdide karşı “Türkiye İletişim Modeli” adı altında kapsamlı bir strateji geliştirmiş durumda. Altun, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) yürüttüğü çalışmaları örnek göstererek, 2 binin üzerinde dezenformasyon girişiminin bertaraf edildiğini ifade ediyor. Amaç, sadece yalan haberleri ortaya çıkarmak değil; aynı zamanda toplumun medya okuryazarlığını artırarak bireylerin kendi filtresini oluşturmasını sağlamak.
Bu noktada Altun, geleneksel medyanın rolünü de önemsiyor. Kurumsallaşmış yapısı ve tecrübeli insan kaynağıyla geleneksel medyanın, Dijital ortamda yayılan bilgi kirliliğine karşı denge unsuru olabileceğini söylüyor. Ancak medya çalışanlarının, doğrulama süreçlerini titizlikle yürütmesi ve “duyum haberciliği”ne mesafe koyması gerektiğini de vurguluyor.
Yapay zekâ, deepfake ve etik riskler: Yeni tehditlere karşı yeni savunmalar
Dijital çağ sadece hızla yayılan metinlerle değil, görsel manipülasyonlarla da mücadeleyi zorlaştırıyor. Altun, deepfake teknolojisinin yükselişine dikkat çekerek, medya kuruluşlarının bu konuda her zaman tetikte olması gerektiğini belirtiyor. Sahte içeriklerin nasıl üretildiği ve ayırt edileceği konusunda medya profesyonellerinin donanımlı olması gerektiğini savunuyor.
Bu doğrultuda, yapay zekâ teknolojisinin etik ilkelerle buluştuğu bir “etik sözleşme” ihtiyacının altını çiziyor. Gelişmiş yazılımlar ve algoritmalarla sahte içerikleri tespit etmenin mümkün olduğunu söyleyen Altun, bu teknolojik imkanların toplumun dezenformasyona karşı bağışıklığını güçlendirmede önemli bir rol oynayabileceğini dile getiriyor.
Hakikat için küresel mücadele
Altun’un vurguladığı bir diğer önemli nokta ise küresel medya sisteminde adil temsilin sağlanması. TRT ve Anadolu Ajansı gibi kuruluşlarla uluslararası alanda tek sesli yayıncılığa alternatif sunduklarını belirten Altun, Türkiye’nin medya alanında da “daha adil bir dünya” fikrine hizmet ettiğini ifade ediyor.
Tüm bu çabaların temelinde ise tek bir ilke yatıyor: Hakikatin üstünlüğü. Altun’a göre, iletişim alanındaki tüm tehditlere karşı en güçlü silah doğru bilgi ve sorumluluk bilinci. Bu bilinçle hareket eden Türkiye, kendi stratejik iletişim modelini hayata geçirerek hem içerde hem de küresel ölçekte hakikat mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor.





