Kayseri’nin Yenice Mahallesi’nde yükselen Gevher Nesibe Külliyesi, yalnızca taş ve tuğladan inşa edilmiş bir yapı değil; bir aşkın, bir pişmanlığın ve insanlığa adanmış bir vasiyetin asırlara yayılan sessiz tanığıdır. Anadolu’da İslâmî döneme ait en eski hastane olma özelliğini taşıyan bu eşsiz yapı, aynı zamanda dünyanın bilinen ilk tıp fakültesi olarak kabul ediliyor.
Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Gıyâseddin Keyhusrev tarafından, kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına yaptırılan külliyenin hikâyesi, saray duvarları arasında filizlenen fakat yarım kalan bir aşkla başlar. Rivayete göre Gevher Nesibe Sultan, gönlünü bir kumandana kaptırır. Ancak bu evliliğe izin verilmez. Kısa süre sonra kumandanın şehit düşmesiyle Sultan, derin bir kedere gömülür ve verem hastalığına yakalanır.
Ölüm döşeğinde, pişmanlıkla kardeşinden af dileyen Sultan Keyhusrev, son dileğini sorar. Gevher Nesibe Sultan ise kendisi gibi çaresiz hastaların şifa bulabileceği, hekimlerin yetişeceği bir ilim yuvasının kurulmasını ister. Sahip olduğu tüm serveti de bu hayrın gerçekleşmesi için bağışlar.
Hükümdar Keyhusrev, ikinci kez tahta çıktığında bu vasiyeti yerine getirir. Önce kendi adıyla anılan Gıyâsiyye Medresesi’ni, ardından dârüşşifâyı yani Şifâiyye’yi inşa ettirir. İki yıl süren çalışmaların ardından tamamlanan külliye, Sultan’ın türbesine de ev sahipliği yapar. Gevher Nesibe Sultan, bugün hâlâ ilmin ve şifanın kalbinde, vasiyet ettiği yapının içinde yatmaktadır.
Birbirine bitişik iki yapıdan oluşan külliye, bu özelliği nedeniyle halk arasında Çifte Medrese ya da İkiz Medreseler olarak anılır. Taçkapısındaki kitabeye göre yapı hicri 602 yılında, yani 1205–1206’da tamamlanmıştır. Şimdi selçuklu müzesi olarak hizmet vermektedir.
İbrahim Esat Güler




