Cep telefonları ve sosyal medya, artık masum birer iletişim aracı olmaktan çıktı. Uzmanlara göre dijital dünyada bıraktığımız her iz, görünmeyen ancak ciddi bir çevresel tehdide dönüşmüş durumda. Paylaşılan fotoğraflar, saklanan e-postalar ve kullanılmayan uygulamalar, fark edilmeden doğaya ağır bir fatura çıkarıyor.
Kullanıcıların çoğu sosyal medyada içeriklerinin kimler tarafından görüldüğüne odaklanırken, asıl risk arka planda yaşanıyor. Uzmanlar, “pasif dijital ayak izi” olarak tanımlanan verilerin, kullanıcılar çevrimdışı olsa bile devasa veri merkezlerinde sürekli depolandığını belirtiyor. Bu merkezlerin 7 gün 24 saat çalışması ise yüksek enerji tüketimi ve ciddi karbon salımı anlamına geliyor.
Ortaya çıkan tablo, “dijital obezite” kavramıyla özetleniyor. Gereksiz binlerce e-postanın saklanması, aynı dosyanın defalarca bulutta tutulması ve kullanılmayan uygulamalar, hem siber güvenliği zayıflatıyor hem de çevreye geri dönüşü zor zararlar veriyor.
Teknoloji şirketlerinin sunduğu “sınırsız depolama” vaatlerinin tüketimi artırdığına dikkat çeken uzmanlar, bu alışkanlıkların bedelinin kullanıcılar tarafından ödendiğini vurguluyor. Bedelin bir kısmı veri güvenliği riskleriyle, diğer kısmı ise her geçen gün daha da ısınan bir gezegenle karşımıza çıkıyor.
Sılanur Atila





