Birkaç gün önce bir şehir yolculuğu yaptım. Daha önce 3,5-4 satte gidip gelebildiğimiz yolu, şimdi bir saatin altında kat ettik. Yol, hayranlık uyandıracak kadar güzel. Orta refüjlere bariyerler konmuş. Huzur dolu bir yolculuktu bu. Yol boyunca saymadığıma pişman oldum, ama büyük treylerlerle doğuya eşya taşıyan kamyonlar, sanki bir tren katarı gibiydi. Türkiye kalkınmıyor diyenlerin gözüne dizine durur bu. Türkiye kalkınıyor, üstelik hızla kalkınıyor. Yakında Hızlı Tren ağıyla da ülkeyi donattığımız zaman muhteşem bir Batı ülkesi durumuna geleceğiz.
Ancak!
Türkiye’yi kalkındırıyoruz, ama ruhunu kaybettiriyoruz aynı zamanda. Dünyevileşmiş bir toplumun manevi ıstırabı yok. Kaybettiği hayat iksirinden tamamen koparılmış durumda. Herkes bu hayat penceresinde ‘menfaatim nerede ve ne kadar?’ ona bakar hale getirilmiş. Güzel güzel camiler yapıyoruz. İçinde İslam’ın ruhuyla donanacak cemaat nerede? Camilerde, adeta spor yapan insanların hayaletleri var. Camiler iskelet deposu mu olacak? Zaman zaman, ikaz ederim; ‘İbadetinizde ne okuduğunuzu anlamıyorsanız, bu ibadetin manevi iklimi sizi kuşatmaz. İbadet spor değil, bir vecd halidir.’ Ama anlayan da yok, uyan da!
Bir önceki yazımı lütfen bir daha dikkatlice okuyalım: İslam’a düşman iken ihtida eden bir Amerikalı kadının inancı adına çocuklarını dahi feda eden teslimiyet ve dikkatinin ne kadarı bizde vardır? Kendimize bu soruyu soralım lütfen. Biz acaba bırakın çocuklarımızı, küçük menfaatlerimizi olsun feda edebiliyor muyuz? Çünkü Asrı Saadetin Müslümanı böyleydi!
Dini anlamadan yaşama hastalığı karşımızdakileri güçlendiriyor. Bunun sorumlusu olarak bizler kendimizi görmeliyiz! Çünkü yol, fabrika, para insanı cennete götürmüyor!
Ancak!
Türkiye’yi kalkındırıyoruz, ama ruhunu kaybettiriyoruz aynı zamanda. Dünyevileşmiş bir toplumun manevi ıstırabı yok. Kaybettiği hayat iksirinden tamamen koparılmış durumda. Herkes bu hayat penceresinde ‘menfaatim nerede ve ne kadar?’ ona bakar hale getirilmiş. Güzel güzel camiler yapıyoruz. İçinde İslam’ın ruhuyla donanacak cemaat nerede? Camilerde, adeta spor yapan insanların hayaletleri var. Camiler iskelet deposu mu olacak? Zaman zaman, ikaz ederim; ‘İbadetinizde ne okuduğunuzu anlamıyorsanız, bu ibadetin manevi iklimi sizi kuşatmaz. İbadet spor değil, bir vecd halidir.’ Ama anlayan da yok, uyan da!
Bir önceki yazımı lütfen bir daha dikkatlice okuyalım: İslam’a düşman iken ihtida eden bir Amerikalı kadının inancı adına çocuklarını dahi feda eden teslimiyet ve dikkatinin ne kadarı bizde vardır? Kendimize bu soruyu soralım lütfen. Biz acaba bırakın çocuklarımızı, küçük menfaatlerimizi olsun feda edebiliyor muyuz? Çünkü Asrı Saadetin Müslümanı böyleydi!
Dini anlamadan yaşama hastalığı karşımızdakileri güçlendiriyor. Bunun sorumlusu olarak bizler kendimizi görmeliyiz! Çünkü yol, fabrika, para insanı cennete götürmüyor!




