Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul’da ulusal ve uluslararası medya temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantıda Türkiye’nin dış politika önceliklerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Fidan’ın açıklamaları, bölgesel krizlerden küresel sisteme yönelik eleştirilere kadar geniş bir çerçeve sundu.
İran’daki gelişmelere değinen Fidan, askeri müdahaleye karşı olduklarını vurgulayarak, İran’ın kendi iç sorunlarını yine kendi dinamikleriyle çözmesi gerektiğini ifade etti. Protestoların doğrudan rejim karşıtı bir ideolojik başkaldırı olarak okunmasına mesafeli duran Fidan, ekonomik sorunlarla siyasal tepkilerin gri bir alanda iç içe geçtiğine dikkat çekti. Bu yaklaşım, Türkiye’nin rejim değişikliği senaryolarına karşı tutumunu açık biçimde ortaya koydu.
ABD’ye yönelik mesajlarında doğrudan bir hedef göstermeyen Fidan, Washington yönetiminin kara gücü kullanmaktan kaçınan yaklaşımına atıfta bulunarak, askeri müdahale ihtimalinin düşük olduğunu ima etti. Bu söylem, Ankara’nın gerilimin tırmandırılmaması yönündeki diplomatik duruşu olarak değerlendirildi.
İsrail’e yönelik söylemde ise önceki dönemlere kıyasla daha sert bir dil öne çıktı. “Böl, parçala, yönet” ifadesini kullanan Fidan, İsrail’in güvenliğini istikrarsızlık üzerinden sağlamaya çalıştığını belirterek, soykırım, saldırı ve işgal politikalarının artık yalnızca bölgesel değil, küresel bir tehdit haline geldiğini dile getirdi.
Küresel sisteme ilişkin değerlendirmelerde Fidan, uluslararası düzenin yalnızca tıkanmadığını, bu tıkanıklığın kanıksandığını söyledi. Bu ifadeler, mevcut sistemin geçici bir krizden değil, yapısal bir aşınmadan geçtiği yönünde bir eleştiri olarak öne çıktı.
Türkiye’nin dış politikadaki konumuna da değinen Fidan, Ankara’nın kendisini ne Batı’nın sertlik yanlısı çizgisine ne de revizyonist bloklara tamamen eklemeyen bir dengeleyici aktör olarak konumlandırdığını vurguladı. Değerler ile menfaatler arasındaki dengenin, Türkiye’nin temel yaklaşımı olduğu ifade edildi.
Suriye başlığında ise SDG konusunda geri adım atılmayacağı mesajı net biçimde verildi. Fidan’ın “2026’da da aynı kararlılık” vurgusu, diplomatik açılımlara rağmen güvenlik önceliklerinin değişmeyeceğini ortaya koydu.
Gazze meselesini yalnızca insani bir kriz olarak değil, küresel yönetişim sisteminin iflası olarak değerlendiren Fidan, Birleşmiş Milletler’den uluslararası hukuka kadar uzanan yapısal bir başarısızlığa işaret etti.
Arabuluculuk faaliyetlerine de değinen Fidan, Türkiye’nin yalnızca Rusya-Ukrayna hattında değil, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan gibi dosyalarda da aktif rol üstlendiğini belirtti. Bu durum, Türkiye’nin küresel güneyde artan diplomatik görünürlüğü olarak yorumlandı.
Avrupa Birliği ile vize serbestisi konusunda ise sessiz ama ısrarlı bir diplomasi yürütüldüğünü kaydeden Fidan, bu alanda daha sistemli bir çalışma sürecine girileceğini ifade etti.
2026 yılında NATO, Türk Devletleri Teşkilatı ve BM İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapılacak olmasına dikkat çeken Fidan, Türkiye’nin yalnızca kriz yöneten değil, aynı zamanda uluslararası gündem kuran bir aktör olma iddiasını ortaya koydu.
Musa Yusuf Işık




