İslam dünyası bugün, korkuların hesaplarla iç içe geçtiği karmaşık bir siyasal denklemle karşı karşıya bulunuyor. Batı ve İsrail’in Tahran’daki yönetimi zayıflatmaya ya da devirmeye yönelik adımlarına Arap dünyasında yükselen tedirginlik, çoğu zaman İran’a duyulan bir yakınlıktan değil; bölgesel dengelerin tamamen bozulması ve Siyonist projenin önünde engel kalmaması ihtimalinden besleniyor.
Ancak bu kaygı, sıkça göz ardı edilen temel bir gerçeği perdeleyebiliyor. İran, ahlaki ya da özgürlükçü bir “direniş odağı” olmaktan ziyade; kendi araçları, hedefleri ve stratejisi bulunan bölgesel bir yayılma projesi olarak hareket ediyor. Kullandığı söylem ve referanslar farklı olsa da, izlediği yol diğer yayılmacı modellerden özde ayrışmıyor.
Son yirmi yılda Tahran yönetimi; askerî, güvenlik ve ideolojik ağlara yaslanarak mezhepsel ayrışmaları bir güç enstrümanı hâline getirdi. Bu süreçte dört Arap başkentinde belirleyici bir nüfuz alanı oluşturmayı başardı.
Analitik düzlemde sık yapılan hata ise Arap dünyasının seçeneklerini iki uç arasında sıkıştırmak oluyor. Ya Batı ekseninde İran’la yüzleşmek ya da İsrail’e karşı “ehven-i şer” anlayışıyla İran’ın rolünü kabullenmek… Oysa bu tablo kaçınılmaz bir kader değil; tepkisel reflekslerle hareket eden, kendi bağımsız bölgesel projesini üretemeyen kronik bir siyasal zafiyetin sonucu.
Gerçekte Arap ve İslam dünyası; sahip olduğu insan kaynağı, ekonomik kapasite ve coğrafi derinlikle, tarih boyunca dayatılan “ya Persler ya Romalılar” denklemine son verebilecek bir üçüncü güç merkezi oluşturmaya fazlasıyla elverişli durumda.
Bu çerçevede İran ne mutlak bir düşman ne de doğal bir müttefik olarak tanımlanabilir. Aynı şekilde Batı da ne kalıcı bir ortak ne de değişmez bir hasımdır. Rasyonel siyaset, bir bağımlılığın yerine başka bir bağımlılığı koymakla değil; dengeyi esas alan bir akılla şekillenir.

İran–İsrail ikileminin aşılması, Arap dünyasının edilgen konumdan çıkıp özne hâline gelmesini; krizlerle savrulan bir siyaset anlayışından, seçenek üreten bir vizyona yönelmesini zorunlu kılıyor. Aksi hâlde bölge, bedelini halkların ödediği dış projelerin çatışma alanı olmaya devam edecek.
Kaynak: Haber Merkezi
Emine Nur Eken




