Kayseri Milletvekili Dr. Murat Cahid Cıngı, şehrin sadece ticaretiyle değil, zor zamanlarda sergilediği toplumsal kenetlenme refleksiyle de kadim bir geçmişe sahip olduğunu vurguladı. 18. yüzyılın başlarında, 1711 yılında Kayseri’de baş gösteren tarımsal verimsizlik ve ekonomik durgunluğun halk üzerindeki yükünü hafifleten "Kadı Zekâtı" örneğini hatırlatan Cıngı, bu hadisenin günümüz sosyal belediyecilik ve devlet anlayışının temelini oluşturduğunu ifade etti.
Mehmed Efendi: Adaleti Vicdanla Harmanlayan Yönetici
O dönemde mahsulün zayıf olması nedeniyle öşür vergisini ödemekte zorlanan esnaf ve köylünün imdadına, şehrin adaletinden sorumlu olan Kadı Mehmed Efendi yetişti. Milletvekili Cıngı’nın aktardığı detaylara göre; Mehmed Efendi, halkın üzerindeki mali yükü sadece devlet otoritesiyle hafifletmek yerine, kendine ait vakfın gelirlerini ihtiyaç sahiplerine kanalize etti. Osmanlı kaynaklarına "Kadı Zekâtı" olarak geçen bu uygulama, bir yargıcın sadece kanunları uygulamakla kalmayıp, yönettiği toplumun refahından da kendini mesul hissettiğinin en asil örneği kabul ediliyor.
Vakıf Geleneği Ve Toplumsal Güven
Milletvekili Cıngı, Kayseri’deki vakıf geleneğinin genellikle mimari yapılarla hatırlandığını ancak "Kadı Zekâtı" olayının insani bir inşa süreci olduğunu belirtti. Cıngı, konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
Kadı Mehmed Efendi, hukukun temsilcisi olmanın ötesinde, toplumun derdiyle dertlenen bir sorumluluk anlayışı sergilemiştir. Şehirde ekonomik sıkıntı yaşayan ailelerin vakıf gelirleriyle desteklenmesi, devlet ile halk arasındaki güven köprüsünü merhametle güçlendirmiştir. Bu hadise, Kayseri’nin genetiğinde yer alan hayırseverlik ve yardımlaşma bilincinin tesadüf olmadığının tarihsel bir kanıtıdır.
Hadisenin Etkileri Ve Günümüze Mesajı
1711 yılında hayata geçirilen bu girişim sayesinde Kayseri esnafı ticaretine devam edebilmiş, köylü ise ağır borç yükünden kurtulmuştur. Murat Cahid Cıngı, bu tarihi örneğin günümüzde de rehber olması gerektiğini ifade ederek; Kayseri’nin tarihsel mirasında yer alan bu tür merhamet ve dayanışma hikayelerinin, şehrin kültürel markalaşma sürecinde çok önemli bir yer tuttuğunun altını çizdi.
Sılanur Atila




