Murat Cahit Cıngı’nın yazısına göre, Kayseri Osmanlı döneminde farklı inançların bir arada yaşadığı şehirlerden biri olarak öne çıkıyordu. Rum ve Ermeni cemaatleri, nikâh ve miras gibi özel hukuk meselelerini kendi patrik ve metropolit mahkemelerinde çözüyor, kadılar ise bu kararların uygulanmasını sağlıyordu. Bu yöntem, yüzyıllar boyunca topluluklar arasında barışın sürmesine olanak tanıdı.
Şehirde yeni kilise inşası yasaklıydı; mevcut kiliselerin onarımı ise şeyhülislâm fetvası ve padişah fermanına bağlıydı. Tomarza’daki Bogos Bedros, Talas’taki Meryem Ana ve Erkilet’teki Toros kiliselerinin restorasyonu da bu kurala göre yapıldı. Bazı köylerde çan çalmak yasaktı. Talas’ın Germir Köyü’nde cemaat, ibadete çağrı için tahtaya vurmaya devam ediyordu. Bu uygulama, ibadet özgürlüğü ile kamu düzeninin nasıl dengelendiğinin somut bir örneğini oluşturuyor.
Osmanlı’da din değiştirme, yani ihtida, tamamen bireyin özgür tercihine bırakılmıştı. Bir baba Müslüman olduğunda çocuklarını buna zorlayamaz; çocuk önceki inancında kalmayı seçerse devlet, eğitim ve geçimini güvence altına almak için öğretmen ve nafaka tayin ediyordu.
1857’den itibaren gayrimüslimler askerlik yapmak yerine bedel-i askerî ödemeye başladı. 1861 yılında Kayseri’de 19.634 gayrimüslim, toplam 408.750 kuruş vergi ödeyerek Osmanlı maliyesine katkı sağladı. Mahkemelerde şahitlik ederken “Hz. İsa’ya İncil’i indiren Allah adına” yemin eden gayrimüslimler, evlilik ve boşanma işlemlerini kendi ayinlerine göre kaydettiriyordu.
Murat Cahit Cıngı yazısında, Germir’de çan yerine tahtaya vurularak yapılan çağrının, Kayseri’nin çok kültürlü dokusunun ve farklı inançların bir arada yaşama geleneğinin somut simgelerinden biri olduğunu vurguluyor.
Berdan Altun




