111 sene önce Çanakkale siperlerinden yazılan bir mektupta, askerlerin yalnız olmadıkları, tüm bölüğün oruç tuttuğu ortaya çıkıyor. Bu kutlu ve bereketli topraklar kolay vatan yapılmadı; bedeli nice şehit, gazi, yetim, öksüz ve yaşanamayan hayatlarla ödendi.
Mektup şöyle devam ediyor:
“Benim güzel kızım, bugün 14 Temmuz, Ramazan’ın ikinci günü. Şeyhülislam, ‘Oruç tutmayabilirsiniz’ diye fetva yayınladı. Ama benim içim rahat etmedi; oruca niyetlendim. Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum. Onlarla sahur ettim. Gündüz yeni siperler kazdık; hiç susamadım. Taarruz arttı, kafamızı çıkaramadık. Akşam olunca bir asker ezan okudu. Siperin içinde matara elden ele dolaştı; herkes orucunu su ile açtı. Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum. Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş. Matara en son bana geldi. Geldi ama ben kendimden utandım. Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar. Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim. O gün, oruçlu şehit olan Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı ve memleketimizin her yerinden şehit olan arkadaşlarımın hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm….”
Bu mektuplar, Çanakkale’deki fedakârlığın ve inancın birer simgesi olarak, hem şehitlerimizi anmayı hem de vatanın bedelini hatırlatıyor.
Buse Yıldız




