Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan 2025 yılı Aralık ayına ait güncel veriler, Türk özel sektörünün yurt dışı finansman arayışında geldiği son noktayı çarpıcı bir biçimde gözler önüne serdi. Merkez Bankası'nın tuttuğu kayıtlara göre, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, bir önceki çeyreğe kıyasla 12,1 milyar dolarlık sert bir sıçrama yaparak 219,7 milyar dolar gibi tarihi bir zirveye tırmandı. Bu rakam sadece bir istatistik olmanın ötesinde, şirketlerin global piyasalardaki borçlanma iştahının ve stratejik manevralarının da net bir fotoğrafını çekiyor.
Tablonun detaylarına inildiğinde, şirketlerin finansman modellerinde ciddi bir yapısal değişikliğe gittiği fark ediliyor. Özellikle borçlanma stratejilerinde ibrenin net bir şekilde uzun vadeye dönmesi, piyasa aktörlerinin kısa vadeli ekonomik şoklardan ve likidite sıkışıklıklarından korunma refleksi olarak yorumlanabilir.
Açıklanan rakamlar da bu eğilimi doğruluyor: Uzun vadeli yurt dışı kredi borçları bir önceki çeyreğe göre tam 13,1 milyar dolar artış göstererek 210,9 milyar dolar seviyesine demir attı. Buna karşılık, şirketlerin ticari krediler hariç tutulduğunda kısa vadeli dış borçlarında frene bastığı ve bu kalemde 1 milyar dolarlık bir düşüşle 8,8 milyar dolar düzeyine gerilediği dikkatlerden kaçmadı. Yani özel sektör, borç yükünü artırırken bu yükü uzun yıllara yayarak ödeme takvimini rahatlatmayı tercih etti.
İşin sektörel boyutuna baktığımızda ise oldukça ilginç bir rekabet göze çarpıyor. Genellikle yurt dışı sendikasyon ve kredi piyasalarının en aktif oyuncuları olan bankalar ve finans kuruluşları, bu çeyrekte liderliği reel sektöre kaptırmış durumda. Üretim, ihracat ve istihdamın belkemiği olan finansal olmayan (reel) kuruluşların borçlanma ivmesi, finans kesimini açık ara geride bıraktı. Yılın son çeyreğinde reel sektörün toplam yurt dışı borcu 6,6 milyar dolarlık güçlü bir artış kaydederken, finans kuruluşlarındaki artış 5,6 milyar dolarda kaldı. Her iki sektörün ortak noktası ise kısa vadeli borçlanma iştahlarındaki belirgin daralma oldu.
Dış borcun röntgenini çekerken belki de en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri de para birimi dağılımı, yani döviz kompozisyonudur. Merkez Bankası verileri, uzun ve kısa vadeli borçlanmalarda tercih edilen para birimlerinin taban tabana zıt bir karakter sergilediğini gösteriyor. Toplamı 210,9 milyar doları bulan uzun vadeli borç dağının zirvesinde, küresel ticaretin tartışmasız hakimi olan ABD doları oturuyor. Uzun vadeli yükümlülüklerin yüzde 58,2'si doğrudan dolar cinsinden yapılırken, Avrupa ile olan yoğun ticari bağların etkisiyle Euro yüzde 31,0 ile ikinci sırada yer aldı. Diğer döviz cinsleri yüzde 8,1'lik bir pay alırken, Türk lirasının uzun vadeli dış borçlanmadaki ağırlığı yalnızca yüzde 2,7 gibi oldukça cılız bir seviyede kaldı.
Ancak vade kısaldıkça tablodaki para birimi tercihleri de tamamen tersine dönüyor. Toplam hacmi 8,8 milyar dolar olan kısa vadeli dış borçlanmalarda şirketlerin ağırlıklı tercihi yüzde 53,5 gibi ezici bir oranla Türk lirası oldu. İşletme sermayesi ve günlük nakit akışını yönetmek için kullanılan kısa vadeli borçlarda TL'nin bu denli öne çıkması, kur riskini kısa vadede minimize etme çabası olarak değerlendiriliyor. Bu alanda Euro yüzde 22,5 ile ikinci sırada yer alırken, uzun vadenin kralı ABD doları kısa vadede yüzde 20,6 ile üçüncü sıraya geriledi. Diğer döviz cinslerinin payı ise yüzde 3,4 olarak kayıtlara geçti.
Özetle, Türk özel sektörü yurt dışı borçlanmada yeni bir rekor kırarken; riskleri uzun vadeye yayma, dolar ağırlıklı stratejik finansman bulma ve reel sektörün yatırımlar için dış kaynağa daha fazla yönelme eğilimi bu dönemin temel karakteristik özellikleri olarak ekonomi tarihine not düşüldü.
Sılanur Atila





