Hindistan, yüzyıllar boyunca dünyanın en nitelikli pamuklu ve ipekli kumaşlarını üreten, küresel ticaretin merkezlerinden biri olarak biliniyordu. El emeğiyle çalışan binlerce dokumacı, yalnızca bir zanaatı değil, aynı zamanda bir ekonomik düzeni ayakta tutuyordu. Ancak İngiliz sömürgeciliğiyle birlikte bu düzen, sert bir kırılma yaşadı.
Tarih anlatılarında ve halk hafızasında yer eden çarpıcı bir iddiaya göre; İngilizler Hindistan’ı işgal ettiklerinde, yerli tekstil üretimini devre dışı bırakmak ve kendi sanayi ürünlerine pazar açmak amacıyla binlerce ustayı mesleksiz bırakacak yöntemlere başvurdu. Dokumacıların üretimden koparılması, yalnızca tezgâhların susmasına değil, bir toplumun geçim damarının kesilmesine yol açtı. Bu anlatılara göre “bulunmaz Hint kumaşı” sözü de, bir zamanlar dünyanın aradığı o kumaşların artık üretilemez hale gelişinin sembolü olarak dilden dile aktarıldı.
Kapitalist sistemin acımasız yüzü, ucuz hammadde ve pahalı mamul dengesinde kendini gösterdi. Hindistan pamuk üreticisi olarak tutulurken, katma değer İngiliz sanayisine aktarıldı. Yerel zanaatkârın emeği değersizleştirildi, pazar kuralları güçlünün lehine yeniden yazıldı. Serbest ticaret söylemi altında kurulan bu düzen, kazananı önceden belli bir rekabetti.
Bugün tarihçiler bu iddiaların ayrıntılarını ve gerçekliğini tartışmaya devam etse de, değişmeyen gerçek şu: Sömürgecilik, Hindistan’ın tekstil gücünü çökertti ve milyonlarca insanı yoksulluğa sürükledi. “Bulunmaz Hint kumaşı” ifadesi ise yalnızca bir ticari deyim değil, emeğin nasıl sistemli biçimde tasfiye edildiğinin acı bir hatırlatıcısı olarak hafızalarda yaşamayı sürdürüyor.
İbrahim Esat Güler




