Orta Asyadan Balkanlardaki uluslara kadar çok geniş bir coğrafyada yerel renkler ve inançlarla harmanlanarak kutlanan Nevruz Bayramı, her toplumun kendi kültürel değerleriyle özdeşleştirdiği çok özel bir gün. Özü itibarıyla kışın bitişinin ve baharın gelişinin müjdecisi olan bu anlamlı gün, her yıl yirmi bir Mart tarihinde büyük bir coşkuyla, umutla ve kardeşlik türküleriyle karşılanıyor. Karların erimesi, toprağın yeşermesi ve tabiatın uykusundan uyanması, aynı zamanda insan ruhunun da taze bir başlangıç yapmasını simgeliyor.

Ergenekondan Çıkışın Efsanevi Simgesi
Nevruz, Türk kültüründe sadece doğanın uyanışını değil, aynı zamanda tarihi bir destanı, varoluş mücadelesini ve bağımsızlık ateşini temsil ediyor. Türklerin Ergenekonda etraflarını saran demirden dağları ateşi harlayarak erittikleri ve özgürlüklerine kavuştukları o kutlu günü simgeleyen bu özel bahar bayramı, Doğu Türkistandan Balkanlara kadar tüm Türk toplulukları tarafından ortak bir sevinç ve sarsılmaz bir kardeşlik duygusuyla kutlanıyor. Bu yüzden Nevruz, sıradan bir mevsim geçişi değil, ecdadımızın yaktığı o bağımsızlık ateşinin günümüze ulaşan kıvılcımıdır.

Asla Unutulmaması Gereken Bir Kültürel Miras
Küreselleşen dünyada kendi öz değerlerimize sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğu bugün çok daha iyi anlaşılıyor. Nevruz Bayramı, Türk milletinin binlerce yıllık tarihini, doğayla olan derin bağını ve birlikte yaşama kültürünü yansıtan en kıymetli hazinelerimizden biridir. Atalarımızdan bize emanet edilen bu köklü bayramı unutturmamak, onun taşıdığı barış, bereket ve dayanışma mesajlarını genç kuşaklara aktarmak hepimizin en büyük sorumluluğudur. Ateşin üzerinden atlanarak kötülüklerden arınılan, demir dövülerek gücün ve dirayetin hatırlandığı bu eşsiz gün, milli hafızamızın silinmez bir parçası olarak sonsuza dek yaşatılmalıdır.
Kaynak: Haber Merkezi
Sılanur Atila




