2024 yılında İstanbul’daki bir fikri ve sınai haklar mahkemesi, Şafak’ın 2001’de yayımlanan Bit Palas adlı romanının, 1990 tarihli Sinek Sarayı adlı romandan yalnızca esinlenme değil doğrudan intihal içerdiğini hükmetti. Mahkeme, eserlerin olay örgüsü, karakterleri, mekânları ve kurgusal düzeni bakımından benzerliğin “tesadüf boyutunu aştığını” açıkça vurguladı. Bu karar sonucunda, hem maddi hem manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.
İtiraz süreci işletilmesine rağmen, karar şu anda “kesinleşmiş” durumda. Bu, esinlenme ya da benzerlik tartışması değil fikri haklarının ihlal edildiğinin yargı tarafından tescillenmiş bir kararı. Dolayısıyla, hukuki bir gerçek, geçmiş bir iddia değil.Bu bağlamda, söz konusu eserin yeniden basımı, piyasadaki mevcut baskıların satışı hatta elden çıkarılması gündeme gelebilecek. Ancak görünüşe göre, bu boyut edebiyat dünyasında ve kamuoyunda yeterince tartışılmadı. Ya da tartışılsalar bile, başarı hikâyeleri gölgesinde kaldı.Edebiyat, Emeğe ve Etik Değerlere Göre DirenirEdebiyat; sadece yaratılan sözlerden, kurgulardan, sayfalardan ibaret değil aynı zamanda o sözlerin arkasındaki emeğe, özgünlüğe, hakka ve adalete saygıyla anlam kazanır. Eğer bir roman, başka bir yazara ait kurgusal dünyayı karakterleri, mekânları, olay örgüsünü izinsiz kullanarak yeniden inşa edildiyse, bu yalnız hukuki bir mesele değil; edebiyatın ruhuna yapılmış bir saygısızlıktır.Üstelik bu, okur-yazar ilişkisinin güvenine karşı da bir ihmal demektir. Okur, eseri tüketirken yalnızca kelimeleri değil; o kelimelerin arkasındaki emeği, hakkı, adaleti ve yazının doğuş sürecini de bilmeye hakkı vardır.Kurumsal ve Kamusal Sorumluluk: Çifte Standart RiskiUluslararası prestij sahibi bir kurumun başkanlığına özellikle edebiyat çevresinde “rol model” sayılabilecek bir yazarın tescillenmiş bir intihal vakasıyla gelmesi, kurumsal itibar ve kamu vicdanı açısından risklidir. Bu durum, bir yandan edebiyat dünyasında “çifte standart” algısını pekiştirir; öte yandan, hâlâ etik değerlere, adalete, fikri emeğe duyarlı okur-yazar kitlelerinin güvenini sarsar.Eğer bu karar görmezden gelinip yalnızca başarıları öne çıkarılarak kutlama yapılırsa, hem edebiyatın onuru hem de hak sahiplerinin hakkı göz ardı edilmiş olur. Bu, edebiyatı salt piyasa, satış ve görünürlük üzerine oturtan emeği, hakkı ve adaleti arka plana iten bir söylemdir.Oysa asıl değer burada: başarı değil, sorumluluğu görmeye; alkış değil, vicdanlı bir beklemeye dayanmalıdır.Uluslararası başarı, çeviriler, ödüller evet, bunlar edebiyat dünyasında önemli kazanımlardır. Ancak gerçek edebiyat, yalnızca unvanlarla değil; hakkaniyet, emeğe saygı ve adaletle var olur.Bugün, bir kutlama zamanı değil; bir vicdan sınavıdır. Sorumluluk ve etik önceliğini koruyarak, yargı kararlarına, fikri haklara ve okur yazar hakikatine saygı göstermek; literatürde, toplumda ve kamuoyunda adaleti yeniden hatırlatmaktır.Bir yazar ya da kurumun adı ne kadar büyük olursa olsun eğer arkasında hak edilmiş bir başarı değil de, mahkûm edilmiş bir intihal varsa alkıştan önce durup sorgulamak; vicdanlı bir duruş ve edebiyatın onuruna sadakat gerektirir.İbrahim Esat Güler
İtiraz süreci işletilmesine rağmen, karar şu anda “kesinleşmiş” durumda. Bu, esinlenme ya da benzerlik tartışması değil fikri haklarının ihlal edildiğinin yargı tarafından tescillenmiş bir kararı. Dolayısıyla, hukuki bir gerçek, geçmiş bir iddia değil.Bu bağlamda, söz konusu eserin yeniden basımı, piyasadaki mevcut baskıların satışı hatta elden çıkarılması gündeme gelebilecek. Ancak görünüşe göre, bu boyut edebiyat dünyasında ve kamuoyunda yeterince tartışılmadı. Ya da tartışılsalar bile, başarı hikâyeleri gölgesinde kaldı.Edebiyat, Emeğe ve Etik Değerlere Göre DirenirEdebiyat; sadece yaratılan sözlerden, kurgulardan, sayfalardan ibaret değil aynı zamanda o sözlerin arkasındaki emeğe, özgünlüğe, hakka ve adalete saygıyla anlam kazanır. Eğer bir roman, başka bir yazara ait kurgusal dünyayı karakterleri, mekânları, olay örgüsünü izinsiz kullanarak yeniden inşa edildiyse, bu yalnız hukuki bir mesele değil; edebiyatın ruhuna yapılmış bir saygısızlıktır.Üstelik bu, okur-yazar ilişkisinin güvenine karşı da bir ihmal demektir. Okur, eseri tüketirken yalnızca kelimeleri değil; o kelimelerin arkasındaki emeği, hakkı, adaleti ve yazının doğuş sürecini de bilmeye hakkı vardır.Kurumsal ve Kamusal Sorumluluk: Çifte Standart RiskiUluslararası prestij sahibi bir kurumun başkanlığına özellikle edebiyat çevresinde “rol model” sayılabilecek bir yazarın tescillenmiş bir intihal vakasıyla gelmesi, kurumsal itibar ve kamu vicdanı açısından risklidir. Bu durum, bir yandan edebiyat dünyasında “çifte standart” algısını pekiştirir; öte yandan, hâlâ etik değerlere, adalete, fikri emeğe duyarlı okur-yazar kitlelerinin güvenini sarsar.Eğer bu karar görmezden gelinip yalnızca başarıları öne çıkarılarak kutlama yapılırsa, hem edebiyatın onuru hem de hak sahiplerinin hakkı göz ardı edilmiş olur. Bu, edebiyatı salt piyasa, satış ve görünürlük üzerine oturtan emeği, hakkı ve adaleti arka plana iten bir söylemdir.Oysa asıl değer burada: başarı değil, sorumluluğu görmeye; alkış değil, vicdanlı bir beklemeye dayanmalıdır.Uluslararası başarı, çeviriler, ödüller evet, bunlar edebiyat dünyasında önemli kazanımlardır. Ancak gerçek edebiyat, yalnızca unvanlarla değil; hakkaniyet, emeğe saygı ve adaletle var olur.Bugün, bir kutlama zamanı değil; bir vicdan sınavıdır. Sorumluluk ve etik önceliğini koruyarak, yargı kararlarına, fikri haklara ve okur yazar hakikatine saygı göstermek; literatürde, toplumda ve kamuoyunda adaleti yeniden hatırlatmaktır.Bir yazar ya da kurumun adı ne kadar büyük olursa olsun eğer arkasında hak edilmiş bir başarı değil de, mahkûm edilmiş bir intihal varsa alkıştan önce durup sorgulamak; vicdanlı bir duruş ve edebiyatın onuruna sadakat gerektirir.İbrahim Esat Güler 




