Kayseri’nin kalbinde yükselen Ulu Cami’nin inşasıyla ilgili dilden dile aktarılan eski bir söylence vardır. Bu söylence, yalnızca bir caminin değil; bir gönlün, bir hayrın ve bir duanın nasıl kabul gördüğünün hikâyesidir.Melik Mehmet Gazi, caminin yapımına başlanırken ustalarına kesin bir emir vermişti:
“Bu cami benim hayrımdır, kimseden yardım alınmayacak.”
Ustalar da bu emri titizlikle yerine getiriyor, kimseyi incitmeden ama karara da bağlı kalarak işlerini sürdürüyordu.Bir gün inşaat alanına, yüzündeki çizgilerde yılların yorgunluğu saklı, dul bir kadın gelir. Elinde sıkıca sardığı bir bohça vardır. Bohçayı açıp içindeki yedi tuğlayı gösterir ve mahcup bir sesle:
“Oğlum, ben fakirim… Başka bir bağışım yok. Bu yedi tuğlayı kendi hayrım olsun diye getirdim. Ne olur, caminizin duvarına koyun” der.Ustabaşı, kadının bu saf isteği karşısında incinir ama emir emirdir.
Melik’in sözünü hatırlatarak kibarca reddeder:
“Ana, kusura bakma. Padişahımız başkasının hayrını kabul etmiyor.”Yaşlı kadın kırık bir yüzle oradan ayrılır.
Kimse o bakışın içinde bir ömürlük sabrı, bir ömürlük yalnızlığı göremez.O gece Melik Mehmet Gazi uyuyamaz. Gözlerini kapadıkça bir rüya belirir:
Cami inşaatının önünde boynu bükük bir kadın… yedi tuğla avuçlarında…
Ve bir ses:
“Onun gönlünü kırarsanız, caminizin ömrü de tuğlalarının sayısı kadar olur…”Sabah olduğunda Melik derhal ustabaşını çağırır.
Rüyasını anlatır, yedi tuğlayı getirip getirmediklerini sorar.
Ustabaşı olayı anlatınca, Melik’in yüzü mahzunlaşır:
“Hemen o kadını bulun! Onu kırdığımız gün bu cami de eksik kalmıştır.”Görevliler şehre dağılır. Sokak sokak dolaşır, kapı kapı sorarlar.
Sonunda, evinin önünde üst üste dizilmiş yedi tuğla duran o kadını bulurlar.
Kadın şaşırır, ürker ama saygıyla cami inşaatına götürülür.Melik Mehmet Gazi yaşlı kadının elini öper ve der ki:
“Ana, seni üzmek için değil, halkımızı zor duruma düşürmemek içindi kararımız. Ama senin getirdiğin tuğlalar bizim için bir hayırdan öte, bir duadır. Onları caminin en güzel yerine koyacağız.”Böylece yedi tuğla, Ulu Cami’nin duvarında kendine mübarek bir yer bulur.
Bugün caminin taşları arasında duran o yedi tuğla, sadece bir bağışın değil,
bir gönlün samimiyetinin, bir rüyanın hikmetinin ve bir hükümdarın tevazusunun hatırası olarak yaşar.Haber Yusuf Kartal
“Bu cami benim hayrımdır, kimseden yardım alınmayacak.”
Ustalar da bu emri titizlikle yerine getiriyor, kimseyi incitmeden ama karara da bağlı kalarak işlerini sürdürüyordu.Bir gün inşaat alanına, yüzündeki çizgilerde yılların yorgunluğu saklı, dul bir kadın gelir. Elinde sıkıca sardığı bir bohça vardır. Bohçayı açıp içindeki yedi tuğlayı gösterir ve mahcup bir sesle:
“Oğlum, ben fakirim… Başka bir bağışım yok. Bu yedi tuğlayı kendi hayrım olsun diye getirdim. Ne olur, caminizin duvarına koyun” der.Ustabaşı, kadının bu saf isteği karşısında incinir ama emir emirdir.
Melik’in sözünü hatırlatarak kibarca reddeder:
“Ana, kusura bakma. Padişahımız başkasının hayrını kabul etmiyor.”Yaşlı kadın kırık bir yüzle oradan ayrılır.
Kimse o bakışın içinde bir ömürlük sabrı, bir ömürlük yalnızlığı göremez.O gece Melik Mehmet Gazi uyuyamaz. Gözlerini kapadıkça bir rüya belirir:
Cami inşaatının önünde boynu bükük bir kadın… yedi tuğla avuçlarında…
Ve bir ses:
“Onun gönlünü kırarsanız, caminizin ömrü de tuğlalarının sayısı kadar olur…”Sabah olduğunda Melik derhal ustabaşını çağırır.
Rüyasını anlatır, yedi tuğlayı getirip getirmediklerini sorar.
Ustabaşı olayı anlatınca, Melik’in yüzü mahzunlaşır:
“Hemen o kadını bulun! Onu kırdığımız gün bu cami de eksik kalmıştır.”Görevliler şehre dağılır. Sokak sokak dolaşır, kapı kapı sorarlar.
Sonunda, evinin önünde üst üste dizilmiş yedi tuğla duran o kadını bulurlar.
Kadın şaşırır, ürker ama saygıyla cami inşaatına götürülür.Melik Mehmet Gazi yaşlı kadının elini öper ve der ki:
“Ana, seni üzmek için değil, halkımızı zor duruma düşürmemek içindi kararımız. Ama senin getirdiğin tuğlalar bizim için bir hayırdan öte, bir duadır. Onları caminin en güzel yerine koyacağız.”Böylece yedi tuğla, Ulu Cami’nin duvarında kendine mübarek bir yer bulur.
Bugün caminin taşları arasında duran o yedi tuğla, sadece bir bağışın değil,
bir gönlün samimiyetinin, bir rüyanın hikmetinin ve bir hükümdarın tevazusunun hatırası olarak yaşar.Haber Yusuf Kartal





