Sarız... Kayseri’nin yüreğinde, Binboğa Dağları’nın eteklerinde bir yer. Sadece bir ilçe değil; yüzyıllardır hayvancılığın, yaylacılığın, konar-göçer hayatın yazıldığı bir coğrafya. Peki, bu güzel ilçemizin adı nereden geliyor, biliyor musunuz? Dr.Murat Cahid Çıngı’nın dediği gibi, “İsimler, toprağın ve tabiatın kendisiyle konuşur.”
Adının kökeni Sarız Çayı çevresinde bahar aylarında açan sarı çiçeklere ve Avşar ağızlarındaki “öz” kelimesine dayanıyor. Eskiden “Sarıöz” denilen bu bölge, halkın ağzında yumuşayarak Sarız hâline gelmiş. Ne kadar doğal, ne kadar tabiatın kendi diliyle oluşmuş bir isim, değil mi?
Ama Sarız sadece adıyla değil, tarihiyle de dikkat çekiyor. Antik çağlardan beri Doğu ile Orta Anadolu’yu birbirine bağlayan bir geçiş hattı olarak kullanılan bu topraklarda, Tavla Höyük’te Eski Tunç Çağı’na ait seramikler, Kuşçu çevresinde Roma dönemine ait sunak ve nekropol alanları bulunmuş. Bin yıllardır yerleşim, üretim ve geçiş yollarının kesiştiği bir coğrafya burası.
Türklerin yerleşimi ise 11. ve 12. yüzyıllardan sonra başlıyor. Özellikle Avşar Türkmenleri için Sarız, vazgeçilmez bir yaylak ve yerleşim alanı olmuş. Osmanlı döneminde nahiye olarak kalan Sarız, 1946’da Pınarbaşı’ndan ayrılarak ilçe statüsü kazanmış ve Cumhuriyet döneminde Kayseri’nin ilk kurulan ilçesi olmuş.
Dr.Murat Cahid Çıngı’nın kaleminden de anlayacağımız gibi; Sarız, doğanın dilinden adını alan, tarih boyunca insanın ve tabiatın birlikte yazdığı bir yer. Sarız’ın hafızası, insandan önce doğayla başlamış ve hâlâ Binboğa’nın eteklerinde yaşamaya devam ediyor.
Kaynak: Haber Merkezi
Emine Nur Eken




