Her akşam ezanında maziye dalarım.
Gözüm gider eski Ramazan aylarına; her akşam ailece iftar açtığımız, sonra çıkıp yürüyüş yaptığımız günlere…
Mumla ararım o günleri. Hemen hemen herkesin dışarıda olduğu, sokaklarda yürüyüş yaptığı zamanları…
Şimdiye dönüp bir bakarım. Bizde meşhur bir laf vardır: “Nerede o eski Ramazanlar?” Her yıl bir önceki yılı aratır. Her Ramazan, bir önceki Ramazan’ı…
Sosyal medya mı böldü insanları, yoksa telefonlar mı? Yoksa biz mi istedik bölünmeyi, kopmayı?
Şimdi hiçbir Ramazan’da çıkmaz olduk yürüyüşlere. Ailemizle vakit geçirmez olduk.
Herkesin elinde bir telefon, herkes kendi dünyasında, kendi medyasında…
Ben bu kopuşa üzgünüm. Aynı sofrada oturup birbirine bakmayan ailelere, birlikte olmayı unutmuş insanlara…
Aile yapısının yavaş yavaş çözülmesine, herkesin kendi içine çekilmesine üzgünüm. Birlik olmamız gereken zamanlarda bu kadar dağılmış olmamıza üzgünüm.
Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi bilemem. Ama bildiğim bir şey var: Ailelerden kopmak, herkesin bir olması gerekirken birbirinden uzaklaşması iyi bir şey değil.
Unuttuk eskileri… Unuttuk eski bizleri.








