Benim vatanım Türkistan...
Evet, bugün haritalarda adına "Xinjiang" yazıyor olabilir.
Çin yönetimi yıllardır dünyaya bu ismi kabul ettirmeye çalışıyor olabilir.
Ama benim için de, milyonlarca Uygur Türkü için de oranın adı dün neyse bugün de odur...
Türkistan.
Çünkü isimler değiştirilebilir.
Haritalar yeniden çizilebilir.
Şehirlerin adları değiştirilebilir.
Ama bir milletin hafızası silinemez.
1949 yılında işgal edilen vatanımız, bugün hâlâ dünyanın büyük güçlerinin ekonomik hesaplarının gölgesinde konuşuluyor.
İşte benim itirazım tam da buna.
Ben, babamın ve dedemin doğduğu toprakların işgal altında olduğu gerçeğini unutamam.
Unutursam, sadece geçmişimi değil, geleceğimi de kaybederim.
Bugün dünyanın birçok yerinde Filistin için yürüyüşler yapılıyor.
Boykot çağrıları yükseliyor.
İnsanlar yaşanan zulmü anlatıyor.
Haklılar...
Sessiz kalınmamalı.
Ama aynı vicdan neden Türkistan için bu kadar cılız?
Türkistan'da yaşananlar neden dünyanın gündemine aynı güçle taşınmıyor?
Bir işgal diğerinden daha mı meşru?
Bir mazlum diğerinden daha mı değersiz?
Vicdanın coğrafyası olmaz.
Zulüm, nerede yaşanıyorsa orada zulümdür.
Devletlerin dış politikası elbette farklıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, Çin ile de görüşecektir...
Amerika Birleşik Devletleri ile de...
Rusya ile de...
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yürüttüğü diplomasi, devlet aklının gereğidir.
Uluslararası ilişkiler, bazen istemediğiniz ülkelerle aynı masaya oturmayı zorunlu kılar.
Bunu anlayabiliyorum.
Ancak devlet aklını anlamak, millet hafızasını unutmak değildir.
Devletler anlaşma yapabilir.
Ticaret yapabilir.
Yatırım görüşmeleri gerçekleştirebilir.
Ama ben, bir Türkistanlı olarak vatanımın işgal edildiği gerçeğini unutamam.
Unutmam da.
Tam da bu yüzden son günlerde Çinli otomotiv şirketleriyle ilgili çıkan haberleri okurken birçok insan gibi sadece ekonomik açıdan düşünmedim.
Bir dönem büyük törenlerle anlatılan milyarlarca dolarlık yatırımlar...
Binlerce kişilik istihdam vaatleri...
Manisa'da kurulacağı söylenen dev fabrikalar...
Türkiye'ye teknoloji transferi...
Bugün ise aynı heyecanı göremiyoruz.
Beklentiler vardı.
Açıklamalar vardı.
Ama gerçekleşen yatırımların seyri kamuoyunda yeniden sorgulanıyor.
Ekonomi elbette önemlidir.
Türkiye yatırım da alacaktır.
Sanayisini de büyütecektir.
Kimsenin buna itirazı olamaz.
Ancak ekonomik beklentiler oluşturulurken, gerçeklerden de kopulmamalıdır.
Bir yatırım ancak üretim başladığında yatırımdır.
Bir fabrikanın bacası tütmeden ekonomik zafer ilan edilmez.
Benim meselem sadece yatırım da değildir.
Benim meselem hafızadır.
Çünkü tarih bize defalarca aynı dersi vermiştir.
Ekonomik çıkarlar değişir.
Siyasi dengeler değişir.
Uluslararası ortaklıklar değişir.
Ama milletlerin hafızası değişmez.
Değişirse, millet olma vasfını da kaybetmeye başlar.
Bugün Çin yönetimi, Türkistan'ı kendi toprağı olarak dünyaya kabul ettirmeye çalışıyor.
Dün işgal edilen topraklara bugün "zaten bizimdi" deniliyor.
Tarih böyle yazdırılmak isteniyor.
Oysa biz biliyoruz.
Vatan, isim değiştirilerek başkasının olmaz.
Bu noktada aklıma hep Orhun Abideleri gelir.
Atalarımız, yüzyıllar öncesinden bize sadece bir tarih bırakmadılar; bir uyarı da bıraktılar.
Türk'ün hafızasını zayıflatacak, birlik duygusunu kıracak, menfaatleriyle kendine bağlayacak oyunlara karşı dikkatli olunması gerektiğini söylediler.
Aradan asırlar geçti.
Yöntemler değişti.
Ama büyük devletlerin çıkar mücadeleleri değişmedi.
Bugün savaşlar sadece silahla yapılmıyor.
Ekonomiyle yapılıyor.
Ticaretle yapılıyor.
Yatırımla yapılıyor.
Krediyle yapılıyor.
Bağımlılık oluşturularak yapılıyor.
İşte bu yüzden ben, Türkistan'ı unutmadan ekonomiyi konuşulması gerektiğine inanıyorum.
Bir millet önce hafızasını korur.
Sonra ekonomisini büyütür.
Hafızasını kaybeden toplumlar ise bir süre sonra ekonomik kararlarını bile başkalarının beklentilerine göre vermeye başlar.
Son olarak Kayseri Büyükşehir Belediyesi'ne de birkaç cümlem olacak.
Son dönemde Çin ile geliştirilen bazı temasları ve beklentileri yakından takip ediyorum.
Şimdilik bunları bu köşede uzun uzun yazmayacağım.
Önce Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı ile yüz yüze konuşmayı tercih ederim.
Çünkü bazı eleştiriler, önce muhatabına yapılmalıdır.
Ancak bilinmesini isterim ki...
Türkistan benim vatanımdır.
Ata yurdumdur.
Ve ben, vatanım işgal altındayken yalnızca ekonomik tablolar üzerinden konuşamam.
Çünkü bazı meseleler vardır ki...
Parayla ölçülmez.
Onlar tarih ile, vicdan ile ve millet hafızasıyla ölçülür.







