Yine ortaya yeni bir isim çıkardılar...
Adına da "siyasi hiciv" diyorlar.
Oysa eleştiri başka bir şeydir.
Siyasi hiciv de demokrasinin doğal bir parçasıdır. İktidarı da eleştirir, muhalefeti de... Güldürürken düşündürür.
Ama bugün önümüze konulan şey gerçekten sadece siyasi hiciv mi?
İşte ben bunu sorguluyorum.
Hasan derken...
Ozan derken...
Şimdi de yeni komedyenler...
Yeni sahneler...
Yeni gösteriler...
Ve milyonlara ulaşan yeni bir dil...
Tesadüf mü?
Bana göre üzerinde düşünülmesi gereken bir süreç.
Çünkü artık siyaset sadece kürsülerden yapılmıyor.
Dizilerle yapılıyor...
Filmlerle yapılıyor...
Sosyal medyayla yapılıyor...
Stand-up gösterileriyle yapılıyor...
Kahkahanın içine yerleştirilen cümlelerle yapılıyor.
Elbette siyasetçi eleştirilir.
İktidar eleştirilir.
Muhalefet eleştirilir.
Kimsenin buna itirazı olamaz.
Benim itiraz ettiğim nokta başka.
Eleştiri adı altında toplumun değerleriyle oynanması...
Mizah adı altında gençlerin bilinçaltına sürekli aynı bakış açısının işlenmesi...
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Son dönemde sahnelenen bazı gösteriler de bu tartışmanın merkezine oturuyor.
Örneğin Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" gösterisi...
Bu gerçekten sadece bir stand-up gösterisi mi?
Yoksa kültürel ve siyasal tartışmaların bir parçası olarak da okunmalı mı?
Ben sorgulamadan edemiyorum.
Çünkü yıllardır dikkatimi çeken ortak bir çizgi var.
Önce cinsellik sıradanlaştırıldı.
Sonra küfür, günlük konuşmanın doğal bir parçası hâline getirildi.
Ardından dinî değerlerle alay etmek "mizah" denilerek meşrulaştırılmaya çalışıldı.
İnanç...
Allah'a olan bağlılık...
Kutsallar...
Zaman zaman peygamberler...
Hepsi komedi sahnelerinin malzemesi hâline getirildi.
Bütün bunlar yapılırken de aynı cümle kuruldu..
"Bu sadece şaka."
Hayır...
Her şeye şaka denilerek geçilemez.
Mizah; toplumun ahlakını, inancını ve ortak değerlerini hedef alan her sözün dokunulmaz zırhı değildir.
Asıl üzerinde durulması gereken de budur.
Çünkü toplumlar bir günde değişmez.
Önce güldürülür.
Sonra alıştırılır.
En sonunda normal kabul ettirilir.
İşte benim endişem tam da buradadır.
Dün küfürü normalleştiren anlayış...
Sonra kutsalları tartışmanın konusu yapan anlayış...
Yarın hangi değeri sıradanlaştırmaya çalışacak?
Asıl sorulması gereken soru budur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi ayakları üzerinde daha güçlü durdukça, bağımsız karar alma iradesini güçlendirdikçe bundan rahatsız olan çevrelerin farklı iletişim araçlarını daha yoğun kullanmaya çalıştığını düşünüyorum.
Bu benim siyasi değerlendirmemdir.
Çünkü artık mücadele sadece siyaset meydanlarında verilmiyor.
Kültürde veriliyor.
Sanatta veriliyor.
Dijital platformlarda veriliyor.
Ve en önemlisi...
Kahkahanın arkasına gizlenen mesajlarla veriliyor.
Ben kimsenin neyi izleyeceğine karışmam.
Kimseyi susturmayı da savunmam.
Ama herkesin şu soruyu sormasını isterim:
Ben gerçekten güldüğüm için mi alkışlıyorum?
Yoksa farkında olmadan bana anlatılmak istenen bir düşünceyi mi alkışlıyorum?
İşte bu sorunun cevabı, bugünün değil; yarının Türkiye'sini belirleyecek kadar önemlidir.







