Kayseri’de bir milletvekilinden söz ederken gençlerin diline dolanan bir kelime var..
“Baki BABA…”
Bir lakap gibi görünse de aslında öyle değil.
Bu şehirde kimseye kolay kolay “Baba” denmez.
O kelime, insanların içinden gelen bir saygının, bir güvenin, bir sahiplenişin adıdır.
Para ile, makam ile, unvan ile alınmaz.
Ancak gerçekten dokunursan, gerçekten yanında olursan, gerçekten insanların yükünü omzunda taşırsan sana verilir.
Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy hakkında bu şehirde konuşulan tam olarak budur.
Kim ne söylerse söylesin, Baki Ersoy’un Kayseri’de oluşturduğu karşılık çok net bir gerçeğe dayanıyor...
İnsanlar bu adamı seviyor.
Hem de öylesine değil…
Kendilerinden biri gibi, içlerinden çıkmış biri gibi, sokakla aynı nefesi alan biri gibi seviyorlar.
Bu sevginin nedeni uzun uzun analiz edilmeye gerek duyulmayacak kadar açık.
Çünkü Baki Ersoy’u tanıyanlar bilir; o siyaset sahnesinde görünen bir isim olmanın çok ötesindedir.
Bir genç iş ararken onu arar, bir anne çocuğunun hastalığında kapısını çalar, bir esnaf derdini anlatırken “Acaba anlar mı?” diye düşünmez.
Çünkü o hiçbir zaman klasik bir politikacı gibi davranmadı.
İnsana temas etti, insana kulak verdi, insana omuz verdi.
Kayseri’nin dar gelirli aileleri onu bilir.
Bir akşam ansızın kapı çalıp oturup çorba içtiğini bilirler.
Hastane koridorlarında, sabaha karşı bir sedyenin başında bekleyen bir milletvekili görmüşlerdir.
Mahallesinde mağdur bir aile varsa, “ben elimden geleni yaparım” deyip gerçekten yapan bir adam olduğunu yaşayıp görmüşlerdir.
Ve tüm bunlar yapılırken ne bir kamera vardı ne bir basın açıklaması.
Bu yüzden insanlar zaten gerçeği anladı.
Gerçeğin adı da kendiliğinden çıktı...
Baki BABA.
Kayserispor konusu ise meselenin en çarpıcı taraflarından biri.
Bu şehir futbolu sever ama zor zamanlarında kimin kulübün yanında durduğu hiç unutulmaz.
Kayserispor’un “nefesi bitti” dediği anlarda, Baki Ersoy’un verdiği mücadele, bir taraftarın heyecanından çok, şehre sadakat taşıyan bir insanın duruşunu gösterdi.
Tribünde de görüldü, yönetimle masada da…
Bir gün bile “bu işten çekileyim” demedi.
Aksine, en kritik zamanlarda “Biz bitti demeden bitmez!” cümlesiyle camianın moral kapısı oldu.
“Gerekirse arabamı, evimi satarım” sözünü herkes duymuştur ama herkes söyleyemez.
Hele bir milletvekili kolay kolay söyleyemez.
Bu, bir şehirle gönül ilişkisi olan birinin cümlesidir.
Bu nedenle Kayseri halkı onun sözünü de, tavrını da, yüreğini de unutmadı.
Bugün ikinci dönemindedir ama sahadaki enerjisi hâlâ ilk günkü gibi.
Çünkü o siyaseti seçimden seçime yapılan bir iş olarak görmüyor.
Sokağın nabzı neredeyse oradadır.
Çarşıda kaldırım taşıyla oturup bir esnafla çay içmekte hiç zorlanmaz.
Bir gencin hayat hikâyesini dinlerken saati unutabilir.
Çünkü mesele onun için siyaset değil.. insanın ta kendisidir.
“SEVDAMIZ KAYSERİ” demesi bir slogan değil, bir tespit…
Hatta belki de kendi iç muhasebesinin dışa vurumu.
Patentini alması bile bu şehre olan bağlılığını gösteren sembolik bir ayrıntı…
Bir insan bir şehre ancak bu kadar gönül verebilir.
Bugün bir genç arkadaşına “Baki BABA aradı” diye anlattığında yüzündeki ifade çok şey söylüyor.
Bir gurur, bir güven, bir sahiplenilmişlik…
O an anlıyorsun...
İnsanlar bir milletvekiline değil, kendilerine değer veren birine sahip çıkıyor.
İşte bu yüzden “Baki BABA” deniyor.
İşte bu yüzden içten bir sevgi var.
İşte bu yüzden bu lakap, bu şehirde aldığı en büyük paye…
Sonuç?
Bu şehir bir isim seçmedi; bir duruş seçti.
Bir milletvekili değil; kendi insanını, kendi evladını, kendi yoldaşını seçti.
Ve seçtiği kişiye de gönlünün en orta yerinden sesleniyor:
“Selam olsun BAKİ BABA…”
Kayseri’nin derdiyle dertlenen, yükünü yüklenen, gönlünde yer açan O adama…








