Bazen insan, şehrin kalabalığından uzaklaşıp biraz nefes almak ister. Yazar da böyle bir niyetle, çadır kampı yapmak üzere rotasını Mersin’e çevirdi. Yol onu, Toros Dağları’nın serin ve yüksek yamaçlarına taşıdı. Vardığında hava kapalıydı; bulutlar ağır, yağmur ise kendini hissettirmeye başlamıştı. Ama doğanın kuralı belliydi: Hava ne kadar sert olursa olsun, insanın içindeki heyecan biraz güneş gibi parlıyor.
Kamp alanına ulaşır ulaşmaz, yağmur hızlanmadan çadırını kurmaya koyuldu. El çabukluğu ile direkler yerleşti, brandalar gerildi. Ardından çantasından çıkardığı sefer tasındaki yemekleri ısıtmaya bıraktı. Yağmurun ince sesi eşliğinde kurulan çadır ve sıcak bir yemek, uzun yolun yorgunluğunu kısa sürede unutturdu.
Yemeğini yiyip biraz dinlendikten sonra diğer kampçılara katıldı. Ateş başında toplanan insanlar, önce birbirleriyle tanıştı, sonra sohbet koyulaştı. Herkesin beklediği ise akşam yapılacak konserdi. İzmir’den bir müzik grubu gelecekti. Yağmur hâlâ ara ara kendini gösteriyordu ama kampın keyfini kaçırmaya yetmiyordu.
Bir süre sonra şömineler yakıldı, lobi odası sıcacık oldu. Çaylar demlendi, bardaklardan yükselen buhar o serin havaya ayrı bir huzur kattı. Derken konser başladı. Gençlerden oluşan orkestra, o yağmurlu akşamın içine sımsıcak ezgiler bıraktı. Hep birlikte söylenen şarkılar, yabancı insanları kısa sürede aynı masanın dostlarına dönüştürdü. Gece, müziğin ve sohbetin ardından herkesin çadırına çekilmesiyle sona erdi.
Ertesi sabah kamp alanı yine bambaşka bir güzelliğe uyanmıştı. Lobi binasının az ilerisindeki tandırlıkta anneler bazlama ve gözleme pişiriyordu. Sacın üzerinde kızaran hamurun kokusu, sabah serinliğine karışıyordu. Demli çaylar eşliğinde alınan sıcak birer gözleme, kampın en unutulmaz kahvaltılarından biri oldu.
Ne var ki hava giderek daha da sertleşti. Yağmur arttı, rüzgâr güçlendi. Kamp programındaki bazı etkinlikler mecburen iptal edildi. Doğanın planı, insanın planından ağır bastı. Bunun üzerine Kayseri ekibi de çadırlarını topladı ve dönüş yoluna koyuldu.
Ama her yolculuğun güzel bir vedası olur. Dönüşte, yol üstünde Mersin’in meşhur cezeryecilerine uğramadan olmazdı. Hediyelik cezeryeler, lokumlar alındı; biraz kendileri için, biraz da evdekilere götürmek için.
Bazen bir kamp, sadece çadır kurup dönmek değildir. Yağmurun altında kurulan dostluklar, ateş başında edilen sohbetler, sıcak çayın buharı, geceye karışan şarkılar ve dönüş yolunda alınan küçük tatlılar… İşte insanın hafızasında asıl kalan da bunlardır. Çünkü bazı yolculuklar gidilen yerden çok, insana hissettirdikleriyle hatırlanır.









