Bugün fuarın son günüydü.
Ama ben hâlâ açılış günü kulağımda ki o cümledeyim..
“Bu adam bu sporu yapıyor!”
Evet, tam olarak böyle dedik kendi aramızda.
Gazeteci arkadaşlarla ayaküstü sohbet ederken döndü dolaştı konu yine Tokgöz’e geldi.
İçimizden biri söyledi ama hepimizin içinden geçen şeydi bu.
Çünkü ortada takdir edilmeyi hak eden bir iş vardı.
Hemen hafızamı yokladım...
90’ların sonu, 2000’lerin başı…
Flamingo De Lüks diye geçen o yer, önce yüzme havuzuydu.
Hepimizin yaz sıcağında kaçıp serinlediği, kenarında dondurma yaladığımız, çocukluk hatırası gibi bir havuz.
Sonra düğünler başladı orada.
“Kayseri’de nerede düğün yapılır?” denince akla gelen ilk yerlerden biri oldu.
Ardından balo salonu konsepti geldi, toplantılar, lansmanlar derken…
Bugün artık fuar düzenleniyor orada.
Ama sıradan bir fuar değil bu.
İçeriye adım attığınız anda fark ediyorsunuz zaten.
Ne yığılma var, ne boşluk.
Her şey yerli yerinde.
Dolaşırken yorulmuyorsunuz, sıkılmıyorsunuz, hatta bir keyif alıyorsunuz.
Bir standın önünde dursanız, bir bankoya otursanız hemen biri geliyor.
“Bir çay alır mıydınız efendim?”
Ne kaba bir yaklaşım var ne de abartı.
Her şey olması gerektiği gibi.
Zaten fuarın özü de bu:
Olması gerektiği gibi olmuş.
Her gonk sesiyle birlikte bir firma daha konut satıyor.
Anons sisteminden “Hayırlı olsun” sesleri yükseliyor.
Şehirde ilk defa böyle bir fuar düzenleniyor.
Ve bu ilk, çoktan çıta koydu.
Birileri bundan sonra fuar yapacaksa, bu düzeyi geçmek zorunda.
İşte bu yüzden diyorum ki..
Bu adam bu sporu yapıyor.
Rastgele değil, tesadüfen hiç değil.
Yılların birikimiyle, tecrübesiyle, öngörüsüyle yapıyor.
Yani bu onun (işi) sporu.
Ve her defasında da klas bir performans çıkarıyor.
Şehir böyle girişimcileriyle, böyle vizyonerleriyle büyüyor.
Teşekkür ederim Mustafa Tokgöz.
Sadece bu fuar için değil…
Zamanı okuyup, şehre hep bir adım önden katkı sunduğun için.
Bu iş, senin işin.
Ve gerçekten yapıyorsun.
Hem de hakkıyla.









