CHP’de sular hâlâ durulmuş değil!.
4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultay'dan sonra patlak veren ve “para karşılığı oy kullandırıldı” iddialarıyla mahkemeye taşınan süreç, bir hukuk meselesinden çok daha fazlasına dönüştü.
O gün delegeler sandığa değil, görünmeyen ellere teslim oldu mu bilinmez…
Ama bugün CHP, kendi içinde hesaplaşmaya cesaret edemeyen bir yapının mahkeme salonlarına sığmayan hikâyesini yaşıyor.
Davanın son celsesinde beklenen “mutlak butlan” kararı çıkmadı.
Ama asıl karar, salonda değil; kamu vicdanında çoktan verildi.
Bu dava ertelendi belki ama iç tartışmalar, kuşkular ve hizipler çoktan mahkeme duvarlarını aştı.
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Butlan kararı çıkarsa partiyi kayyuma bırakmam, dönerim” çıkışı…
Aslında siyasi bir itiraz değil, bir meydan okumaydı.
Ve bu sözler, CHP’nin yeni yönetiminin dengesini altüst etti.
Çünkü bu sadece bir kurultay tartışması değil…
Bu, partinin geçmişiyle, bugünüyle ve geleceğiyle ilgili bir iktidar mücadelesi.
Şimdi satranç tahtasında yeni taşlar hareket ediyor.
Ve bu hareketler tesadüf değil.
Bakın, Muharrem İnce yeniden sahnede.
Geçmişte “Arkamda durmadılar. CHP Atatürk'ün Çizgisinden Çıktı. FETÖ'cülere destek veren Parti” diye diye kendi partisini kurup, gürültüyle kopup giden biri, şimdi CHP’ye yeniden yanaşıyor.
Niye?
Soru şu..
Ekrem İmamoğlu hakkında süren yolsuzluk soruşturmasından bir mahkûmiyet çıkması ihtimali, CHP’nin yedek planlarını mı devreye soktu?
Acaba Özgür Özel, “İmamoğlu düşerse İnce Genel Başkan olur, ben de Cumhurbaşkanı adayı olurum” hesabı mı yaptı?
Çılgınca mı geliyor kulağa?
Bu partide çılgın olan sadece fikirler değil, ihtimallerin bizzat kendisidir.
Ve elbette bir başka isim.. Mansur Yavaş.
Milliyetçi köklerden gelen, halkla arası kuvvetli, sükûnetiyle güven veren bir profil.
Ama her kritik eşikte sessizce geri çekiliyor, özenle görünmezleştiriliyor.
Çünkü CHP'nin kozmik kodlarında hâlâ bir “bizden mi?” filtresi çalışıyor.
Milliyetçi bir ismin partinin Cumhurbaşkanı adayı olması fikri, CHP’nin bazı odalarında hâlâ sindirilemiyor.
Bu, yıllardır vitrinde demokrasi satan bir yapının perde arkasında nasıl bir ideolojik vesayetle yaşadığını gösteriyor.
Bugün CHP’de yaşanan şey, bir butlan davasından ibaret değil.
Bu bir kimlik krizi, bir hesaplaşma savaşı, bir iktidar içi tufan.
CHP, iktidarı değil; kendi iç iktidarını elinde tutmayı önceleyen bir refleksin partisi hâline geldi.
İnandırıcılığını sadece karşı çıktığı iktidara yaslayan bir yapı, artık kendi tabanına bile umut veremiyor.









