Kayseri’de eğitim dünyası son günlerde ciddi bir sınavdan geçiyor.
Türk Eğitim-Sen Kayseri 1. Şube Başkanı Muharrem Çolak’ın sosyal medyada yaptığı sert açıklamalarla ortalık bir hayli karıştı.
Çolak, bir sendika başkanını “FETÖ nasipçisi” olarak suçladı ve bu kişi hakkında öyle ithamlarda bulundu ki, eğitim camiası şu an ikiye bölünmüş durumda.
Peki, bu kadarla mı sınırlı?
Ne yazık ki değil... Şimdi de müdür odasında bir kadın öğretmenin kilitlendiği ve baskı yapıldığına dair iddialar gündeme geldi.
Muharrem Çolak’ın açıklamaları çok sertti: “FETÖ nasipçisi beyefendi! Devlet adamına dil uzatıyorsun, ama sen devletin ne olduğunu nereden bileceksin?” diyor ve üstüne, bu kişinin geçmişini sorguluyor.
Çolak’ın ifadeleri, FETÖ ile ilgili ciddi suçlamalar içeriyor.
Ancak asıl mesele şu: Eğer böyle bir iddia varsa, savcıların harekete geçmesi gerekmez mi?
Çolak’ın elinde bu suçlamayı destekleyecek bilgi ya da belge varsa, bunlar yargıya sunulmalı.
Öte yandan, suçlanan sendika başkanı da bu ağır ithamlara karşı suskunluğunu bozmalı ve kamuoyuna açıklık getirmeli.
Ama mesele burada bitmiyor.
Eğitim camiasında herkesin dilinde dolaşan başka bir iddia daha var: “FETÖ nasipçisi” olarak suçlanan Sendika Başkanı daha öncesi müdür odasında bir kadın öğretmeni sıkıştırmış, kapı kilitlenmiş ve “Ya imza atarsın ya da buradan çıkamazsın” denilmiş.
Böyle bir olay yaşanmışsa, bu yalnızca bir eğitim skandalı değil, aynı zamanda insanlık onuruna aykırı bir davranıştır.
Bu noktada Milli Eğitim’in sessiz kalması gerçekten düşündürücü.
Müdür odasında bir öğretmenin kilitlenmesine göz yumuluyorsa, “Suya sabuna dokunmayayım” anlayışıyla eğitim camiasına nasıl güven aşılanabilir?
Sendikalar, üyelerinin haklarını korumak ve daha iyi bir çalışma ortamı sağlamak için vardır.
Ancak ortada, sendikal faaliyetlerin kişisel güç gösterilerine dönüştüğü bir tablo var.
FETÖ iddialarıyla konuşulan bir isim, müdür odasında bir öğretmeni tehdit ettiği iddialarıyla şimdi bir açıklama yapmak zorunda...
Eğer bu iddialar doğruysa, bu kişi hakkında hem adli hem de idari süreçlerin ivedilikle başlatılması gerekiyor.
Öte yandan, eğer bu iddialar bir siyasi polemik ya da sendikal rekabetin ürünü ise, o zaman Muharrem Çolak da kamuoyunu gereksiz yere meşgul ettiği için hesap vermelidir.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu süreçte pasif bir duruş sergilemesi kabul edilemez.
Eğitim gibi kutsal bir alanda, ne FETÖ’ye ne de baskı ve tehditle yürütülen sendikacılığa yer olabilir.
Müdür odasında kapılar kilitleniyor, tehditler savruluyor, öğretmenler baskı altına alınıyorsa, buna sessiz kalmak tüm eğitim camiasına zarar verir.
Eğer “Bu konulara dokunmayalım” deniyorsa, bu sadece sorumluluktan kaçmaktır.
Eğitim camiası şu an gerçekten zor bir dönemden geçiyor.
FETÖ iddiaları bir yandan, baskı ve tehdit iddiaları diğer yandan, bu iki mesele iç içe geçmiş durumda.
Ancak herkesin beklentisi net: Adalet yerini bulsun!
Hem FETÖ iddialarına açıklık getirilsin hem de müdür odasında yaşandığı iddia edilen skandalın sorumluları ortaya çıkarılsın.









