Evet…
Yusuf abime söylemiştim.
Ben onun kadar yazar, çizer olamam.
ADAM'ın Kayseri’ye dair anılarını anlattığı bir kitabı bile var.
Geçtiğimiz günlerde Kayseri Valimiz Gökmen Çiçek hakkında çok güzel bir yazı kaleme almış.
Okudum… Durdum… Düşündüm…
“Abi,” dedim içimden, “bu yazı güzel ama eksik…
Çünkü bu ADAM'da anlatılandan daha fazlası var.”
Sonra kendi kendime mırıldandım..
“Dur… Müsaadenle bir de ben yazayım.”
Çünkü yazmak kadar konuşmak,
konuşmak kadar yazmak da kıymetlidir.
Hele mevzu insansa,
hele mevzu devletin insana dokunan yüzüyse…
Sayın Valimizi anlatmaya gelince gerçekten zorlanıyorum.
Kalem elimde ağırlaşıyor.
Kelimeler yetmiyor.
Cümleler eksik kalıyor.
Çünkü bazı insanlar yazıyla anlatılamaz, yaşanır.
Vatandaşla kurduğu o samimi kucaklaşmalar…
Protokol değil, poz değil, gösteri hiç değil.
Gerçek…
Sahi…
İçten…
Çocuklarla kurduğu o muhteşem yakınlık…
Bir çocuğun göz hizasına inebilmek,
bir çocuğun saçını okşarken devlet olabilmek…
Herkesin harcı değildir.
Büyüklere gösterdiği hürmet…
Yaşlı bir elin titremesini fark edecek kadar dikkatli,
bir annenin gözlerine bakacak kadar merhametli…
Yazının en başında söylemiştim..
Devletin Merhameti…
Devletin Sıcaklığı…
Devletin Uzattığı El…
Gökmen Çiçek’te hepsi var.
Çünkü o, benim gibi…
Vatansızlığı, vatandan koparılmayı hücrelerine kadar yaşamış,
iliklerine kadar hissetmiş bir isim.
Ahıska Sürgünü’nü bilmeyenler için tarih sadece bir sayfadır.
Ama bilenler için BİR ÖMÜRdür.
Bir gece vakti kapıların çalınmasıdır.
Bir bavula sığdırılan hayattır.
Geride bırakılan mezarlardır.
Tren garlarıdır…
Ayrılıktır…
Sessiz çığlıktır…
İşte tam da bu yüzden, sürgünün ne olduğunu, ayrılığın ne demek olduğunu, vatanın ve bayrağın ne ifade ettiğini en iyi o anlar.
Bir gün o videoyu izledim…
Vali Gökmen Çiçek, İbrahim Sadri’nin o şiirini okuyor:
“Sirkeci’den tren gider,
Varım yoğum törem gider.
Tuna bizden utanır,
Biz Tuna’dan…”
Bir tren garı…
Bir şiir…
Bir ses…
Ve benim gözlerimden süzülen yaşlar…
Tutamadım.
Çünkü o dizeler sadece bir şiir değil.
Bir milletin yüreğidir.
Bir halkın sessiz feryadıdır.
O an şunu düşündüm..
Bu şiiri herkes okuyabilir.
Ama bu şiiri ancak yaşayanlar bu kadar hissederek okuyabilir.
İşte Gökmen Çiçek tam da budur.
Devletin soğuk yüzü değil, devletin yüreğidir.
Makama sığmayan bir insan…
Koltuğa değil, gönüllere oturan bir duruş…
O yüzden ne yazsam az gelir.
O yüzden kelimelerim hep eksik kalır.
Ama şunu bütün samimiyetimle söyleyebilirim..
İyi ki varsın Sayın Valim…
İyi ki bu vatanın hizmetkârısın…
İyi ki devlet dediğimiz kavramı, merhametle, vicdanla ve insanla yeniden hatırlattın.
Bazı isimler görevle gelir, görevle gider.
Bazıları ise iz bırakır.
Gökmen Çiçek, bu şehrin hafızasında her zaman devletin merhamet eli olarak kalacaktır.
Ve bazı trenler gider…
Ama bıraktıkları iz, hiçbir zaman silinmez.








