Bir asırdır dünyanın vicdanına işlenen bir hikâye var.
Her filmde, her kitapta, her okulda çocukların zihnine kazınan o cümle:
“Yahudi soykırımı yaşandı…”
Peki gerçekten yaşandı mı?
Yoksa bu, bir milletin dünya sahnesine “mağdur” rolüyle çıkabilmesi için ustalıkla yazılmış bir senaryo muydu?
Toplama kampları, fırınlar, rakamlarla şişirilmiş kayıplar...
Kurgunun bu kadar titiz işlendiği başka bir “trajedi” hatırlayan var mı?
Ben, tarih kitaplarından okudum.
Belgesellerini izledim.
Filmlerini gördüm.
Hepsi aynı tezi savunuyordu:
Hitler döneminde Yahudilere soykırım yapıldı.
Ve birden, 1948’te İsrail kuruldu.
Acı dolu bu "hikâye", yeni bir devletin pasaportu oldu.
Kurgu gerçeğe dönüştü, dünya sustu.
Ama bugün...
Gazze'de, Batı Şeria’da, Lübnan'da, Yemen’de, Suriye'de, hatta İran'da yaşananlar...
Gerçek bir soykırımın ne olduğunu tüm insanlığa gösteriyor.
Bomba sesleri, çocuk çığlıkları, annesiz kalan bebekler, hastane enkazları...
Bu defa sahici bir katliamın tam ortasındayız.
Geçmişte “soykırıma uğradık” diyerek ağlayanlar,
bugün canlı yayında soykırım yapıyor.
Üstelik sadece Filistin halkına değil;
İran’a füze, Yemen’e baskı, Lübnan’a tehdit, Suriye’ye ölüm gönderiyorlar.
Bir bölgeyi değil, bir milleti değil; insanlığı hedef alıyorlar!
Bu barbarlığın ardındaki perdeyi aralayınca her defasında aynı gölge çıkıyor:
Amerika Birleşik Devletleri.
Onaylayan, destekleyen, silah veren, veto eden...
Bana soracak olsalar, yine aynı netlikle cevap veririm:
Ben İsrail diye bir devlet tanımıyorum!
Kuruluşu şüpheli, tarihi yalan, politikası kanlı, geleceği karanlıktır.
Ve bu dünya üzerinde,
yalanla kurulan hiçbir düzen, zulümle ayakta kalmaz.
İsrail’in saldırganlığı, kendi felaketini hızlandırmaktan başka bir şey değildir.









