İnsan, kalbinin kıblesini nereye çevirdiğiyle anlam bulur.
Kalbin kıblesi Allah’a dönükse, insanın dünyaya bakışı da o ölçüde değişir.
Mal-mülk sahibi olmak, dünya nimetlerinden faydalanmak elbette ki Rabbimizin bir lütfudur.
Ancak bu nimetlere aşırı bir muhabbetle bağlanmak, kalbin asıl Sahibine olan bağlılığı gölgede bırakır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Her ümmetin bir fitnesi vardır; benim ümmetimin fitnesi ise maldır," buyururken, bizlere dünya nimetleri karşısında uyanık olmamız gerektiğini hatırlatır.
Zira dünya hayatı ancak bir imtihan yurdudur, asıl saadet ise Allah’a yakınlıkta ve O’nun rızasında saklıdır.
Dünya hayatı ve onun sundukları, Allah’ın nimetlerindendir; lakin kalbin kıblesi dünya malı değil, Allah olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Size verilen her şey, dünya hayatının geçici birer metâından ibarettir. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır." (Kasas Suresi, 60. Ayet)
Bu ayet, dünya nimetlerinin geçiciliğini ve ahiretin kalıcı mükafatını hatırlatır.
Bu, insanın özündeki fani hayattan ebedi saadete yönelmesi gerektiğini vurgular.
Dünya hayatında zenginlik, şan ve şöhret ne kadar cazip görünse de bunlar, gerçek saadetin kaynağı olamaz.
Çünkü insana asıl huzuru verecek olan, Allah’a yakın olmak, O’nun rızasına uygun bir hayat sürmektir.
Resulullah Efendimiz’in (s.a.v.) bir başka hadis-i şerifinde, kalbini maldan uzak tutup Allah’a yönelenlere dair şöyle buyurur:
"Dünyayı seven ahirete zarar verir, ahireti seven de dünyaya zarar verir. Siz, kalıcı olanı fani olana tercih ediniz." (İbn Mace, Zühd, 11)
İslam ahlakında, dünyevî lezzetlerden sıyrılmak, gönlü yalnızca Allah’a bağlamak esastır.
Malın cazibesine kapılan kişi, Allah’ın rızasına kapı aralamak yerine dünyaya sımsıkı sarılma yoluna girer.
Oysa bu yolda yürüyenler bilir ki, insan ancak Yaradan’a yaklaştıkça kalbinde gerçek huzuru bulur.
Dünyanın geçici nimetlerine yönelmek yerine, ahiretin kalıcı nimetlerini arzulamak gerekir.
Bu arzu da insanı, infak ve sadakaya yönlendirir.
Sadaka ve zekatla malımızı temizlemek, fakir fukaraya el uzatmak, Allah rızasını gözetmenin en güzel yollarındandır.
Bu minvalde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mal biriktirmenin kalp üzerindeki ağır yükünü dile getirirken şöyle buyurur:
"Ümmetimin afeti, paraya gönül vermektir."
Dünya malına olan sevginin kalbi kirletip katılaştıracağını, insanın Allah’tan uzaklaşacağını haber verir.
Çünkü para, altın ve mal-mülk, yalnızca avuçlarda tutulmalıdır.
Oysa kalbe girdiklerinde, insanı Rabbinden uzaklaştıran, ruhunu daraltan ağır zincirlere dönüşürler.
Bu dünyada asıl yoldaşımız, kalbimizi dünya sevgisinden temizleyip Allah’a yöneltmektir.
Zira Allah’a yönelen kalp, ne mal sevgisiyle daralır, ne de dünyanın geçici nimetlerine aldanır.
Rabbimiz bizleri, kalplerimizi dünya sevgisinden sıyırıp, O’nun rızasına bağlanan, infak ve sadaka ile malı temizleyenlerden eylesin.
Hayatımızı fani olan değil, baki olan değerler üzerine kurma duasıyla…









