Türkiye bir kez daha küçük bir çocuğun kayboluşuyla ve ardından gelen acı haberle sarsıldı.
8 yaşındaki Narin Güran, Diyarbakır’da kaybolduktan 19 gün sonra bir dere kenarında ölü bulundu. Henüz hayatının baharındaki bir çocuğun, böylesine trajik bir şekilde hayatını kaybetmesi, hepimizi bir kez daha derinden yaraladı.
Ancak bu trajediyi daha da sarsıcı kılan, Narin’in ölümündeki sır perdesinin henüz tam olarak aralanmamış olması.
Otopsi raporunda ortaya çıkan bulgular, olayın düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Narin’in boynundaki boğma izleri ve ayağındaki kırıklar, bu masum çocuğun nasıl bir şiddete maruz kaldığını düşündürürken, 15 gün boyunca suda kaldığı belirtilen cesedi, ölümün koşullarını daha da gizemli hale getiriyor.
Üstelik, otopsi bulguları bir cinayet şüphesini kuvvetlendirirken, olayın ardındaki nedenler henüz bilinmiyor.
Her kayıp vakasında olduğu gibi, burada da toplum olarak hem endişe hem de bir parça umut taşıdık.
Ancak bu umut, yerini derin bir yasa bıraktı.
Narin’in cansız bedeninin bulunduğu andan itibaren, olayın arkasındaki sır perdesinin kaldırılması için yoğun bir çaba sarf ediliyor.
Adli Tıp Kurumu'nda 13 kişilik uzman bir ekip, yaklaşık 10 saat süren titiz bir otopsi çalışmasıyla, Narin’in ölüm nedenine ışık tutmaya çalıştı.
Boynundaki boğma izi, vücudundaki kırıklar, cesedinin üzerine konulan kayalar… Her bir bulgu, Narin’in yaşadığı korkunç sonu daha net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ama bu bulgular, maalesef bir çocuğun neden böyle bir sona sürüklendiği sorusuna henüz cevap vermiyor.
Öte yandan Narin’in kaybı, bize bir kez daha Türkiye’de çocukların güvenliği konusunda ciddi sorunlar olduğunu hatırlatıyor.
Bir çocuğun kaybolması, toplumda her zaman büyük bir korku yaratır, ama 19 gün boyunca kayıp bir çocuğun bulunamaması ve sonunda ölüm haberiyle karşılaşmamız, çocukları koruma mekanizmalarımızın ne kadar yetersiz kaldığını gösteriyor.
Bu sadece Narin’in hikâyesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin dört bir yanında kaybolan ve kaybolduktan sonra yaşamını yitiren çocukların hikâyesi.
Her bir çocuğun kaybı, bize çocukların ne kadar korunmasız olduğunu ve bu konuda alınması gereken daha birçok tedbir olduğunu gösteriyor.
Narin’in ölümü, hepimize sorulması gereken acı bir soruyu tekrar hatırlatıyor: Çocuklarımızı neden koruyamıyoruz?
Bu masum canların kaybolmasına ve ardından ölüm haberlerinin gelmesine neden olan mekanizmalardaki eksiklikler neler?
Her bir çocuğun güvenliğini sağlamak, sadece ailelerin değil, toplumun ve devletin de sorumluluğundadır. Narin’in ölümü, çocuklarımızın güvenliği konusundaki eksikliklerimizi bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu olay, bir kez daha çocukların güvenliği konusunda toplumsal bir bilinç oluşturulması gerektiğini gösteriyor. Narin’in ardından, toplum olarak bir daha böyle trajediler yaşamamak için ne yapacağımızı sorgulamalıyız.
Narin ve onun gibi kaybolan çocukların anısını yaşatmanın en iyi yolu, onların korunmasını sağlayacak güçlü adımlar atmaktır.
Narin’in ölümüyle yüzleşmek zor, ama bu zor gerçekle yüzleşerek daha güvenli bir toplum inşa etme sorumluluğumuz var.










Milletin vekili olanlar olayı biliyoruz, açıklayamayiz diyorsa, her cinayetin ardından siyasi bağlar araya girip örtbas ediyorsa şaşırmamak lazım aslında. Adaleti parayla satın alabiliyorsak daha çok Narinlere mezar olur bu topraklar, kırmızı çizgimiz yokki bizim