Yine içimizi acıtan bir haberle karşı karşıyayız…
Yine Doğu Türkistan’dan yükselen feryatlar, burada, Türkiye’de boğazımıza düğümlendi.
Ama bu sefer mesele daha da can yakıcı.
Çünkü biz hep Türkiye’yi, Uygur Türkleri için güvenli bir liman bildik.
Ana vatanımız Doğu Türkistan işgal altındayken, Türkiye’nin bizim için bir sığınak, bir nefes olduğunu düşündük.
Ama artık bu inancımız da sarsılıyor…
Bugün Gökbayrak Platformu Başkanı Kulahmet Cantürk’ün sosyal medyada yazdıkları, bir insanın çaresizliğini, kırılmışlığını anlatan en sert cümlelerden oluşuyordu.
Cantürk, Doğu Türkistan davasının önde gelen neferlerinden biri.
Merhum Mehmet Karacım’ın oğlu. Ömrünü Doğu Türkistan için mücadeleye adamış, her fırsatta Türkiye’nin mazlumlara sahip çıkan bir devlet olduğunu haykırmış bir isim.
Ama işte o bile artık suskunluğun, vurdumduymazlığın altında ezildiğini hissediyor.
Ne diyor biliyor musunuz?
"Artık Türk soylular, özellikle Doğu Türkistan Uygur Türkleri için Türkiye güvenli bir ülke değil. Her an Çin’e satılabilirsiniz. Gidin kardeşlerim, çünkü kafirin bile vicdanı var. Kendinize kandan değil, candan dostlar arayın."
Düşünün, Doğu Türkistan davasının en ön saflarında olan bir insan, "Gidin kardeşlerim" diyor.
Çünkü kalmanın, burada durmanın bir anlamı kalmadığını düşünüyor.
Peki, onu bu noktaya getiren şey ne?
İstanbul 16. ve 18. İdari Mahkemeleri’nin aldığı bir karar…
Mahkemeler, iki Uygur Türkü’nün Çin’e iade edilmesine karar vermiş.
Yanlış okumadınız.
Türkiye’de, Uygur Türklerinin Çin’e iade edilmesi yönünde bir mahkeme kararı çıktı.
Bunu hangi vicdan kabul eder?
Bu karar, sadece iki insanın kaderiyle ilgili değil.
Bu karar, Türk milletinin vicdanına, tarihine, değerlerine vurulmuş bir darbe.
Çünkü biz bu topraklarda hep mazlumların yanında durduğumuzla övündük. "Nerede bir Türk varsa, orası bizim vatanımızdır" dedik.
Peki şimdi?
Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı Seyit Tümtürk de bu karara büyük tepki gösterdi. Tayland’ın geçtiğimiz ay 48 Uygur Türkü’nü Çin’e iade ettiğini hatırlatarak, "Bu mahkeme kararını anlamıyorum" dedi.
Daha da ötesini söyledi:
"Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırımını dünya tanımışken, Türk yargısı ne yapmaya çalışıyor? Sayın Cumhurbaşkanımız, Boral'tan Faciası’nı sık sık dile getiriyor. Bu mahkeme kararından haberi var mı? Birileri Çin’in katliamına ortak olup, Doğu Türkistanlı kardeşlerimize ihanet ederken aynı zamanda iktidara da kumpas mı kuruyor?"
Bu karar gerçekten Cumhurbaşkanı'nın bilgisi dahilinde mi alındı?
Yoksa birileri içeride, Doğu Türkistan davasına sahip çıkan insanları susturmaya mı çalışıyor?
Bu işin bir siyasi hesaplaşma olup olmadığına dair çeşitli yorumlar yapılabilir.
Bu karar, sadece Uygurların değil, Türkiye’de yaşayan her Türk’ün, her Müslüman’ın vicdanına saplanmış bir hançerdir.
"Peki şimdi ne olacak?"
Doğu Türkistan davasını omuzlayan tüm STK’lar, vakıflar, dernekler bu karara tepki gösterdi.
Doğu Türkistan Vakfı, Doğu Türkistan Gençlik Derneği, Hür Doğu Türkistanlılar Derneği, İsa Yusuf Alptekin Vakfı...
Hepsi tek ses oldu, "Bu karar iptal edilmeli!"
Şimdi gözler, devletin yetkili makamlarında.
Bu karar düzeltilecek mi?
Yoksa tarihimize, vicdanımıza kara bir leke daha mı sürülecek?
Bizi susturamazlar.
Çünkü biz susarsak, tarih de susar.
Doğu Türkistan bizim davamızdır, bizim onurumuzdur.
Bizim kardeşlerimiz Çin’in zulmüne teslim edilemez!
Bugün sessiz kalırsak, yarın sesimizi çıkarmaya hakkımız kalmaz!










2017de Pekinde imzalanan anlaşmanın 1.maddesine göre, suçlu olmasina biz değil Çin karar veriyor