İnsan birini hanesine kabul edeceği zaman araştırır, sorar, tanır.
Çünkü ev dediğin sadece kapı ve duvar değildir; içinde hatıralar, emanetler, sorumluluklar vardır.
Öyle kolay kolay herkese açılmaz o kapı.
Peki bir makamı, bir davayı, bir inancı temsil eden bir yer için nasıl olur da bu hassasiyet gösterilmez?
O koltuğa oturmak, o rozeti takmak; sıradan bir iş, bir düğünde taktığın küçük bir altın değildir.
Çünkü o rozet, o makam, Milli Görüş’ün hanesidir.
Ve bu hane, herkesin elini kolunu sallayarak gireceği bir yer değildir.
Milli Görüş gömleği, öyle kolay giyilecek bir kıyafet değildir.
O, inançla, ahlakla, emekle dokunmuş bir gömlektir.
Bugün ne yazık ki bu gömleği sade bir gömlek haline getirdiniz.
Üzüldüm.
Çünkü ben bile kendimi ona layık görmezken, siz hiç sorgulamadan, araştırmadan, sadece bir yakınlık yahut geçici bir heves uğruna bu emaneti teslim ediyorsunuz.
Bu, bir duruşu zedeler, bir manevi bakışı öldürür.
Geçmişten bugüne Milli Görüş davası, nice erdemli insanların omzunda büyüdü.
Benim yakın bildiğim Duran Soyuğur, Mehmet Kabak gibi büyükler vardı.
Onlar, davayı şahsiyetle temsil eden, emaneti layıkıyla taşıyan insanlardı.
Onlar olsaydı belki bugün bu kapı bu kadar kolay açılmazdı.
İstişare edilirdi, sorulurdu, ölçülüp biçilir sonra karar verilirdi.
Çünkü onlar bilirdi: “Kuzu emanet edemeyeceğin adama, kapını da emanet etme.”
Bu söz, bir uyarı değil, bir hayat ölçüsüdür.
Ama şimdi görüyorum ki sorgu yok, soru yok.
Rozet veriliyor, yakasına takılıyor, “tamamdır” deniliyor.
Peki o kişi kim?
Dava nedir, nerede durur, neye inanır?
Bunlar konuşulmadan, tartılmadan karar veriliyor.
Oysa Milli Görüş, kişisel yakınlıkların değil, ortak inançların ve ortak gayelerin buluştuğu bir yoldur.
O yolda herkes yürüyemez; yürek ister, samimiyet ister, ahlak ister.
Eskiler bilir, o yıllarda makamdan önce istişare vardı.
Her iş konuşulur, ölçülür, tartılırdı.
Çünkü bilirlerdi ki yanlış bir adım, bir neslin yönünü değiştirir.
Bugün bu incelik kayboldu.
Makamın ağırlığı, gömleğin anlamı unutuldu.
Bu yüzden üzülüyorum.
Çünkü bu hareketin bir terbiyesi, bir ölçüsü vardı.
Artık o ölçü yer yer kayboluyor.
Benim söylemek istediğim basit..
Eğer bir kapı açıyorsan, o kapının ardına girecek kişiyi tanı.
Kimdir, nereye hizmet eder, neyi temsil eder?
Sadece sana yakın olduğu için değil, emaneti taşıyacak ehliyette olduğu için seç.
Makam bir süs değildir; emanettir.
Rozet bir heves değildir; sorumluluktur.
Milli Görüş gömleği bir sembol değildir; şahsiyettir.
Benim niyetim kimseyi suçlamak değil.
Sadece hatırlatmak istiyorum.
Bu dava, hassasiyetle büyüdü, hassasiyetle yaşar.
Bugün siz bu gömleği sıradanlaştırırsanız, yarın o gömleği kimse giymek istemez.
Dava, ciddiyet ister.
Dava, vefa ister.
Dava, emanete sadakat ister.
Bir zamanlar “İstişare etmeden iş yapma, emaneti ehline ver” diyen büyükler vardı.
Onlar bu davayı omuzlarında taşıdı.
Şimdi biz aynı emaneti hafife alırsak, sadece o büyüklerin hatırasına değil, kendi geleceğimize de haksızlık ederiz.
Bu yüzden söylüyorum..
Gömlek sade bir gömlek değildir.
O gömlek, bir davanın onurudur.
Eğer bugün onu sıradanlaştırırsak, yarın elimizde ne makam kalır, ne de itibar.
Üzüldüm.
Çünkü sormazsak, kaybederiz.









ALLAH Ebakan Hoca ya ve bu milletin kalkınması için zerre miktar faydalı işler yapan herkese gani gani rahmet eylesin