Bazen bir başlık görürsün, içinde saklı niyet seni kelimeden çok yaralar.
Öyle düz, öyle kuru, öyle soğuk yazarlar ki…
Ama altında bir sevinç var.
Gizleyemedikleri bir memnuniyet.
Hani neredeyse ANKA-3’ün başına bir şey gelse zil takıp oynayacaklar!
Anadolu Kartalı Tatbikatı'nda ANKA-3 görev uçuşu yapıyor.
Normal seyirde ilerlerken, tedbir amaçlı bir acil iniş yapılıyor.
Yani düşmüyor.
Parçalanmıyor.
Kaza yaşanmıyor.
Can kaybı yok.
Zarar yok.
Ama başlıklara bir bakıyorsunuz...
“ANKA-3 düştü”, “Konya’da İHA yere çakıldı”, “Tatbikatta kriz”...
Sanki gizli bir neşe saklı bu satırlarda.
Sanki “Bakın, yerliymiş, ne oldu şimdi?” diyeceklermiş gibi.
İçlerindeki eski eziklik kompleksi, bu milletin başarısıyla yüzleşemeyen bir ruh hâli gibi akıyor satırlardan.
Bir hava aracı düşmedi ama bir şey düştü...
O satırların arkasındaki ahlak.
O başlığı atan ellerde milli bir titreme yok, bu toprakların geleceğine dair bir umut yok.
Ne varsa, içten içe çürümüş bir haz var.
Çünkü Türkiye kendi silahını yapınca içleri daralıyor.
İHA’sını, SİHA’sını uçurunca dillerini ısırıyorlar.
Bu milletin kendi göğüne, kendi kanatlarıyla süzülmesini istemiyorlar.
Onlar başkalarının gölgesinde oturmaya alışmışlar.
Ayakta duranı değil, hep diz çöküp bakanı sevmişler.
Ama nafile. Çünkü ANKA-3 sadece bir uçan araç değil.
O, bizim irademiz.
O, mühendislerimizin secdeye vardığı gecelerin karşılığı.
O, “Biz de yaparız” diyen Anadolu çocuklarının alın teri.
Onun her uçuşunda sadece gök değil, mazlumların umudu da yükseliyor.
Ve bu yüzden korkuyorlar.
Çünkü artık o eski Türkiye yok.
Dosya arayan, izin bekleyen, parça dilenen bir Türkiye değil bu.
Kendi kanadını kendi diken bir ülkeyiz biz artık.
Ve ne zaman kendi göğümüzde uçmaya kalksak, biri çıkıp “düştü” diyor.
Düşmedi kardeşim!
Göz göre göre uydurduğun o başlıkla sen düştün.
Kendi halkının umudunu baltalarken, kendi toprağının evladını itibarsızlaştırırken, sen düştün.
Çünkü bu millet biliyor..
ANKA-3’ün gövdesi demirden değil, dualarla örütülü.
Her pervanesinde sabır var.
Her kanadında azim.
Her uçuşunda, bu milletin “Artık yeter” diyerek ayağa kalkışı var.
Evet, düşmedi. Çünkü düşseydi, biz bilirdik.
Ama sen düştün, biz gördük.
Kendi milletinin başarısına tahammül edemeyenlerin yüzüne baktık, neyin ne olduğunu anladık.
ANKA, yeniden doğan bir kuş değil sadece.
O, bu milletin boynuna eğilmek istemeyen başının sembolüdür.
Siz ne kadar “düştü” deseniz de, göklerde süzülen bu irade size rağmen yükselmeye devam edecek.
Çünkü biz düşenlere değil, kalkıp yürüyenlere inanırız.










