Bir Cinayet, Bir Üniversite, Bir Rektör…
Geçtiğimiz gün Erciyes Üniversitesi yerleşkesinde yaşanan kadın cinayeti, hepimizi derinden sarstı.
Olayın detaylarına girmek istemiyorum…
Çünkü bir insanın ölümü üzerine söylenecek her kelime, biraz eksik, biraz yetersiz kalıyor.
Sadece şunu diyebiliyorum.. Bir kadın daha cinayete kurban gitti.
Ve ardından, o bildik sesler yükseldi…
“Rektör istifa!”
Peki neden?
Gerçekten rektörün suçu ne?
Kampüse silahla giren o şahıs mı rektörün suçu?
Yoksa eski eşini saplantı haline getiren birinin, bu cinayeti işlemesine kadar uzanan sürecin fark edilememesi mi?
Oysa Polis Sürekli bu ikiliyi kontrol ediyor hatta en son da.. Telefon ile Katil zanlısı ile iletişime geçiliyor..
Bilmiyorum…
Ama şunu biliyorum, bazen toplum olarak öfkemizi en kolay hedefe yöneltiyoruz.
Öğrenciler eylem yaptı, “Can güvenliğimiz yok” diye haykırdı.
Haklılar.
Çünkü hepimizin içinde aynı korku var artık...
Şansa, kadere mi yaşıyoruz?
Burada esas sorgulanması gereken, bir adamın elektronik kelepçeden yeni kurtulmuş olması ve 5 gün önce evine polis ekiplerinin giderek kontrolde bulunması, hatta 2 gün önce telefonla temasa geçilerek bir kez daha kontrol edilmesine rağmen..
Cinayet amaçlı hâlâ bir kadına yaklaşabiliyor olması.
Yani devletin sistemiyle toplumun ahlakı pisikolojisi arasındaki o koca boşluk.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu noktada devreye girmeli.
Boşanma yalnızca mahkeme kararıyla bitmemeli.
O çiftlerin, özellikle de saplantı eğilimi gösteren bireylerin ruhsal takibi yapılmalı.
Terapi zorunlu hale getirilmeli.
Çünkü yasalar bir canı geri getiremez ama doğru bir terapi, bir canı kurtarabilir.
“Rektör istifa” kısmına gelince…
Evet, bir üniversitenin kapısından silahlı bir adamın girmesi kabul edilemez.
Güvenlik zafiyeti elbette sorgulanmalı.
Ancak bu olay sadece bir üniversite sınırları içinde yaşandı diye, tek bir kişiye yüklenmek kolaycılıktır.
Bu bir üniversite sorunu değil, bu bir toplum sorunu.
Eksik var mı? Var.
Üniversite yönetimi güvenlik önlemlerini yeniden gözden geçirmeli, psikolojik danışmanlık birimlerini güçlendirmeli.
Ama “suç” dediğimiz şey, sadece bir kişinin üzerine yıkılamayacak kadar büyük bir kelime.
Bu cinayet, bir insanın iç dünyasında başlayan bir çöküşün sonucudur.
Bir kadın “artık istemiyorum” dediğinde, o sözü kabullenemeyen bir aklın, bir yüreğin çöküşü…
Ve o çöküşü engelleyemeyen bir toplumun suçu.
Benim fikrim net...
Rektörün günahı yok.
Ama hepimizin payına düşen bir eksiklik, bir ihmal, bir duyarsızlık var.
Bir ülke, sadece bilgisiyle değil; vicdanıyla, sevgisiyle, insanına olan saygısıyla ayakta kalır.
Ve o gün, bir kampüste bir kadın öldüğünde, aslında hepimiz biraz eksildik.
Rektörün günahı yok…
Ama bu sessizlikle, bu alışkanlıkla, bu duyarsızlıkla hepimiz biraz günahkârız.








