Özür dilemek…
İnsanın diline kolay, gönlüne ağır bir kelime.
Sevdiğin, “kardeşim” dediğin, gönlüne yerleştirdiğin bir insandan özür dilemek…
İnsanı düştüğü yerden kaldırır mı?
Kırılan bir gönlü yerine koyar mı?
Bilemiyor insan.
Bildiğim tek şey şu..
İnsan, özür dileyecek duruma hiç düşmemeli.
Ama işte… insanız.
Eksik yanlarımız var, yorgun hâllerimiz, taşıyamadığımız yüklerimiz.
Bazen yaşadığımız sıkıntılar, içinden çıkamadığımız dertler;
Bizi hiç istemediğimiz sözlere sürüklüyor.
Düşünmeden konuşuyoruz.
Kalp kırıyoruz.
O an fark etmiyoruz…
Sonra fark ediyoruz ama iş işten geçmiş oluyor.
İnsan bazen kendine bile yabancılaşıyor.
“Ben bunu neden söyledim?” diyor.
“Ne zaman bu kadar sertleştim?”
İşte asıl acı olan da bu.
Bu yazı, Düşünen Adam’ın kendine yazdığı bir yazı.
Bir başkasına değil…
Önce aynadaki adama.
Özür dilerim…
Düşünemedim.
Susmam gereken yerde konuştum.
Gönül incitmenin bu kadar ağır bir yük olduğunu geç fark ettim.
Sonradan fark etmek, en ağır fark ediştir.
Çünkü telafisi yoktur bazen.
Söylenen söz geri gelmez.
Kırılan kalp eski yerine oturmaz.
İnsan hatasını kabul ettiğinde küçülmez.
Belki de ilk defa gerçekten insan olur.
Bu bir savunma değil.
Bahane hiç değil.
Bu bir kabulleniş.
Özür dilerim…
Böylesi çirkinleştiğimi yeni fark ettim.
Ve fark ettiğim yer, hiç hoş bir yer değil.
Belki her şey düzelmez.
Belki gönül eskisi gibi olmaz.
Ama insan, hatasını görmeden de yoluna devam edemiyor.
Düşünen Adam durur burada.
Susar.
Ve içinden sadece şunu geçirir..
Keşke daha önce düşünseydim…








