Yanık Ahşap Kokulu Bir Eksiklik
Çok erken oldu abi…
Gidişin hiç olmadı.
Şimdi ne olacak?
Yanık ahşap kokan o atölye sensiz nasıl duracak bilmiyorum. Sensiz bir sanat düşünemiyorum. Her derin düşünüşünde yaktığın sigara, yanına mutlaka eşlik eden kahve… Saatler süren edebiyat sohbetlerimiz… Söze döktüğün hayat tecrübeleri, verdiğin öğütler, o sakin ama derin bilgeliğin hâlâ kulaklarımda.
Birkaç hafta önce dükkânının önünden geçmiştim. İçerideydin. Çalışıyordun. Seni tanıyordum; iş yaparken dikkatin dağılmasını sevmezdin. O yüzden girmedim. Kapıdan bakıp geçtim.
Keşke…
Keşke girseydim abi.
İnsan bazı anların “son” olduğunu bilmiyor. Bilseydi, susmazdı. Bilseydi, bir merhaba daha ederdi. Bir çay daha içerdi. Bir cümleyi daha yarım bırakmazdı.
Şimdi dükkânının önünden nasıl geçeceğiz abi?
Kapısına bakıp seni aramadan, içeri göz ucuyla süzmeden nasıl yürüyeceğiz? O atölye artık sadece bir yer değil; eksik bir hatıra, yarım kalmış bir cümle.
Sen sadece bir usta değildin.
Bir öğretmendin.
Bir abi…
Ve bazı insanların ardından kalan boşluk, sessizlikle bile çok şey anlatır.
Mekânın cennet olsun abim.
Rabbim sana rahmetiyle muamele eylesin.
Biz burada, yanık ahşap kokulu hatıralarınla yaşamaya devam edeceğiz.










Ruhu şad mekanı cennet olsun. Çokta güzel kaleme almşsnız Mus a bey ancak bukadar güzel anlatılabilirdi. Tebrik ederim sizi.