Okul Harçlığı İçin Çalışmak, Bir Zamanlar Başka Bir Keyifti
Yaz tatilleri, bizim zamanımızda birer kaçış değil, tam tersine çalışarak harçlık kazanmak için bir fırsat olurdu. O günlerde okul harçlığını almak, sadece aileden gelen bir destekten ibaret değildi. O, aynı zamanda kendi emeğimizle kazandığımız, belki de en değerli para oluyordu. Okul bitmeden önce, yazın çıraklık yapacak iş aradığımız, çalışmanın ne kadar keyifli olduğunu bilerek büyüdüğümüz yıllardı.
Yol Üzerindeki Kavun Karpuz Çadırlarında Çalışmak
O yıllarda yazın gelişi, kavun ve karpuz çadırlarının yolu sarmasıyla birlikte gelirdi. Yol kenarlarına kurduğumuz bu çadırlar, adeta yaz meyvelerinin kokusuyla birleşen bir çalışma alanıydı. Biz de o çadırlarda çalışıp, okul harçlığımızı çıkartmak için koştururduk. Hangi genci sormuşsanız, hepsi o yaz çadırlarında çalışmanın keyfini anlatır. Havanın sıcağında, ama insanın içini serinleten o çalışkanlık hali, yaz tatilinin vazgeçilmez bir parçasıydı.
Evimizin Önündeki Pancar Tarlası ve Çalışma Arkadaşlarım
Evimizin önünde, büyüdüğüm mahallede bir pancar tarlası vardı. Bu tarlada çalışmak, sanki hayatın gerçek yönlerini öğrenmek gibiydi. Çocukken birkaç kez arkadaşlarımla birlikte eldivenlerimizi takıp, tarlanın verimli topraklarında pancar sökümü yapmıştık. İşin gerçekten nasıl olduğunu, emeğin kıymetini orada öğrenmiştik. Ama asıl işler, benim için başka bir yerdeydi: Seyyar Kütüphane.
Seyyar Kütüphane ile Çalışmak ve Kitaplarla Tanışmak
Burası belki de benim en keyif aldığım işti. Çünkü ben, seyyar kütüphaneci oluyordum. Amcam şair olduğu için evimizde her zaman çok sayıda kitap bulunurdu. Kitaplar, bana sadece edebiyatı değil, aynı zamanda kendi harçlığımı kazanma yollarını da öğretti. Bir pazar arabası bulup, üzerine kartondan bir stand yapmıştım. O zamanlar kitapları, mahalle arasında gezerek satardım. Kitapları 10 TL’ye satmak, beni hem mutlu ederdi hem de okul harçlığımı çıkartmamı sağlardı.
Bazen, kıraathanelerde okey oynayan amcalara, bazen de meydanda manavdan aldığım kasaların üzerine dizdiğim kitapları, satardım. Öyle günler olurdu ki, günlük kazancımız 50 TL’yi bulurdu. O, bizim için büyük bir servetti çünkü bir haftalık okul harçlığımızı çıkartmak, o günkü koşullarda gerçekten çok kıymetliydi. O zaman, "en zengin" olduğumuz günlerdi. O kadar çok değerli hissettiğim bir zamandı ki, sanki dünya benim etrafımda dönüyordu.
Emeğin Değeri ve Harçlığın Anlamı
O yıllarda kazandığımız her kuruş, gerçek anlamda emeğimizin karşılığıydı. Evet, belki küçük paralar kazanıyorduk ama her biri daha anlamlıydı. O zamanlar, harçlığın sadece okula gitmek için gerekli bir ihtiyaç olmadığını, aynı zamanda kendi hayallerini kurabilmek için de bir adım olduğunu çok iyi öğrenmiştik. O yaz tatillerinde, çalışmak sadece parasal kazanç değil, aynı zamanda kendi hayatımıza dair bir şeyler kazanmanın yoluydu.
Şimdi geriye dönüp bakınca, o günlerin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Çünkü o zamanlarda çalışma sadece zor bir iş değil, hayatın neşesi, çocukluğun keyfi, aynı zamanda geleceğe dair umutlarımızın filizlendiği zamanlardı. O eski tatları, o eski zamanları hatırladıkça, bir yudum geçmişin mutluluğu kalıyor insanın içinde.







