Bazı çocuklar oyuncak bebeklerle, arabalarla, top ya da legolarla büyür.
Benim çocukluğumun oyuncakları ise çok daha farklıydı…
Babamın kilerdeki dolabında duran, pas kokusuna karışmış bir takım sandığı.
Ne zaman o sandığın kapağını açsam, içimde tarif edemediğim bir sevinç olurdu.
Sanki bayram sabahı uyanmış bir çocuk gibi heyecanlanırdım.
O sandığın içinde parlayan pense, çekiç, tornavida, tornavida ucu…
Hepsi benim için oyuncak kadar değerli, gerçek kadar da gizemliydi.
O yaşlarda elimden düşmeyen bu aletlerle bir şeyler tamir etmeye, kurcalamaya bayılırdım.
Bana hediye edilen oyuncak arabalar da bu merakın kurbanı olurdu.
Söküp takar, “nasıl çalışıyor bu?” diye anlamaya çalışırdım.
Kırardım, yeniden yapardım — ama o kırık oyuncaklar bana hayatımın en büyük dersini veriyordu:
Bir şeyi anlamanın yolu, içine bakmaktan geçerdi.
Yıllar geçtikçe bu merak bende sönmedi, tam tersine büyüdü.
15-16 yaşlarındayken mahallemizdeki mobilyacı Celal Amca bu merakımı fark etti.
Bana, işe yaramaz diye bir köşede duran parça suntaları, küçük ahşap kırıntılarını vermeye başladı.
Ben de onlardan kendi icatlarımı yapardım: küçük sandıklar, oyuncak dolaplar, hatta bir seferinde kendi tasarımım bir mini masa.
O zamanlar sadece “oyun” zannediyordum ama meğer mesleğimin temellerini o günlerde atıyormuşum.
Her çekiç darbesinde hayal gücüm biraz daha genişliyor, her talaş kokusunda içimdeki heyecan biraz daha büyüyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o takım sandığının benim için sadece bir kutu olmadığını anlıyorum.
O sandık, benim hayat pusulam olmuş.
Şimdi elimde hâlâ o aletler var — ama artık “oyuncak” değiller.
Bir zamanlar çocuk ellerimle keşfettiğim o pense, tornavida ve çekiç; bugün geçim kaynağım, emeğimin simgesi.
Mobilya yapımından ev dekorasyonuna, tasarımdan tamire kadar birçok alanda çalışıyorum.
Kimi zaman bir müşterimin hayalini gerçeğe dönüştürüyorum, kimi zaman bir eski eşyayı yeniden hayata kazandırıyorum.
Ama her ne yaparsam yapayım, içimde o çocukluk merakı hâlâ dipdiri duruyor.
Merakla Başlayan Her Hikâye
Hayatta bazı şeyler planla değil, merakla başlar.
Bazen bir cıvatanın neden döndüğünü merak edersin, bazen bir tahtanın nasıl şekil aldığını.
İşte o merak, seni hiç ummadığın yerlere götürür.
Benim hikâyem de öyle oldu.
Bugün öğrendiğim en önemli şey şu:
Başarının ilk adımı yetenek değil, meraktır.
Ve o merakın meyveye dönüşmesi için zaman, sabır ve sevgi gerekir.
O yüzden çocuklarınıza, kendinize ya da çevrenizdekilere şunu söyleyin:
Kırıp döksünler, sorsunlar, denesinler.
Çünkü bazen bir çocuğun “oyuncak” diye eline aldığı bir alet,
bir ömür sürecek bir mesleğin, hatta bir hayat yolculuğunun başlangıcı olabilir.







