Kayseri…
Tarihi dokusuyla, taş sokaklarında yankılanan geçmişin sesleriyle, her adımında size bir hikâye anlatan şehir. Bu kadim kentte gezmek, sadece bir gezi değil; bir zaman yolculuğuna çıkmak gibidir.
Şehrin merkezinde, göz alıcı ihtişamıyla Kayseri Kalesi karşılar sizi. Kalenin taşlarına dokunduğunuzda yüzyılların izini hissedersiniz. Bir tarafta sanatla yoğrulmuş Hunat Hatun Medresesi, diğer yanda vakur duruşuyla Camikebir... 7 tuğlasıyla tarihe adını yazdırmış bu mabedin ilerisinde , zarif helezon merdivenleriyle Saat Kulesi yükselir. Zaman burada sadece akmaz; yaşanır.
Biraz ileride, kitap kokusuna hasret ruhlara seslenen Sahabiye Medresesi karşılar sizi. Hemen karşısında 451 yıllık Kurşunlu Camii... Her taşında bir dua, her penceresinde bir hikmet gizli. Kayseri’ye geldiğinizde sayfalar dolusu anlatılacak o kadar çok yer vardır ki, yazıya sığdırmak mümkün değil.
Ama bir noktada hepimiz aynı soruyu sorarız: Eee, acıktık mı?
Kayseri’de acıkmak bile keyiftir. Bir kaşıkta efsaneye dönüşen 40 mantı, nefis baharatıyla meşhur pastırması, kokusuyla bile iştah kabartan sucuğu… Hepsi bu şehrin damak mirasının parçaları.
Yolunuz bir gün bu topraklara düşerse, selçuklu müzesini ziyaret etmeyi unutmayın. Bilimin ve şifanın yüzyıllar öncesinden bugüne taşındığı bu mekânda, sadece taş değil; ilim, emek ve merhamet konuşur.
Kayseri…
Tarihin, kültürün ve lezzetin kalbidir.
Bir kez gelirseniz, ruhunuzun bir parçası hep burada kalır.
Tarih dolu günlere…









