Facebook'un yaptığı hatırlatmalar beni yine geçmişe götürdü..
Büyüdükçe yaş aldıkça hatıralar içe içne gerisin geriye çekiyor insanı..
Bugün yine 80'li yıllar ve 90'lı yıllarda yaşadığımız o çocukluğa gençliğe bir gidelim ..
Özlemişiz o dönemleri..
Hatıralar anılar Facebook'un bugün önümüze getirdiği gibi Fotoğraflı Videolu değil ama orada duruyorlar..
Mesela meşin top almak için harçlıklarımızı birleştirdiğimiz günler aklıma geliverdi..
O zamanlar en büyük meselemiz meşin bir topa sahip olmaktı, başka bir şey değil.
Bu arada Seyit Ekber’i anmadan geçemem.
Şimdi yine ona sardım sanacaksınız ama alakası yok!
Mahallede sadece onların evinde "Renkli Televizyon" ve “Video Oynatıcısı” vardı.
Düşünsenize, "Karate Kid’i, 7 Belalılar”ı ya da arada bir gelen o Hint filmlerini izlemek için tüm çocuklar oraya doluşurduk.
Evin orta yerinde sırt sırta oturur, sahneleri büyük bir heyecanla izlerdik.
Bu filmleri izlemek için Mevlana Mahallesi’ne kadar topluca yürüyüp video kaset kiralamak da ayrı bir ritüeldi.
Her adımda bir plan, bir hayal…
O günlerde harcadığımız enerjiyi bugün bulmak ne mümkün…
O zamanlar hayat daha mı güzeldi yoksa biz mi daha masumduk, bilmem.
Ama bir şey kesin: Biz o günlerden elimizde saf bir mücadele, katıksız bir samimiyetle çıktık.
Bugün bu mücadeleleri verirken, o günlerden aldığımız dersler hep aklımızda.
Değil mi değerli abim.. ?
Bugün bu anılar, bize sadece geçmişi değil, geleceğe dair bir birlikteliğin, abi kardeşliğin hukukunu anlatıyor..
Bize düşen, dostun da düşmanın da gözünün içine bakarak “Bize yıkılmak yakışmaz” demektir.
Kıymetli Abim..
İnsan elbet en çok kendinden yorulur..
Düşünmekten yorulur..
Üzülmekten Yorulur..
Yorulur Yorulmasına da..
Hayat, düşmekle, yorulmakla değil, ayağa kalkmakla, güçlü olmakla anlam kazanır.
Hadi..
Yeniden başlayalım...
Abim benim..









