Bugün yine ne yazayım diye uzun uzun düşündüm.
Bilgisayarın başına geçtiğimde Melikgazi Belediyesi Basın Yayın Müdürü ve Başkan Danışmanı Oktay Durukan abimin yıllar önce söylediği o söz geldi aklıma: “Habibullah, çok aşk meşk tarzı karmaşık yazılar yazıyorsun… Bir bakıyorum yine Sevda üzerine… Ne belediye hizmetleri ne de siyasi görüş… Geneli Sevda üzerine… Okumakla okumamak arasında kalıyorum yazılarını.”
Doğru mu? Vallahi doğru.
Yine edebiyat, yine duygusallık, yine sevda…
Baktım, bu eleştiriyi hâlâ yaşıyorum.
Ama sevda dediğin öyle basit bir şey değil ki.
Yani sadece aşk, meşk değil bu.
Sevda dediğin bazen bir ideale tutulmak, bazen yaşadığın şehirde bir iz bırakmaya çalışmak, bazen de kaybettiğinde bile yılmadan devam edebilmek değil mi?
Sevdanın içinde mücadele var, sabır var, hatta yenilgiyi bile baş tacı etmek var.
Ama işte biz bunu böyle yazınca bazen karmaşık gibi geliyor...
Bir de Hakimiyet Gazatesinde Mustafa Cengiz abimin yıllar önce dediği bir söz var ki, içime oturmuş hâlâ: “Millet kata kata, biz ise sata sata gidiyoruz Habibim...”
Ne kadar doğru bir söz değil mi?
Hep böyle mücadelelerle geldiğimiz için belki de Efendi Medya’nın bu günlere ulaşması daha anlamlı oldu.
Ama inanın, bunu yaşarken neler çektik, nelerle savaştık bir biz biliyoruz, bir de Allah…
Yazılarımı düşünüyorum şimdi.
Belediye hizmetlerini çok mu yazıyorum? Hayır.
Siyasi gündeme çok mu dalıyorum? Pek değil.
Ama yazdığım şeylerin muhatabını iyi seçmeye çalışıyorum.
Eğer sevdiğim biriyse, yazmaya bile gerek duymam; oturur açıkça derim: "Abi, şu meseleye bir bakıver," diye.
Ama kalemle uyaracağım kişiyi, yazının ağırlığını taşıyıp taşımayacağına göre tartarım. Çünkü her kelimenin bir karşılığı, her sözün bir bedeli var.
Ama şunu da fark ettim; sevdayı yazarken kabullenmesi zor yenilgilerden çok şey öğrenmişiz.
Bilerek, bilmezden gelerek yaşadığımız ne çok şey var.
Kimi zaman kendimizi kandırmışız, kimi zaman başkalarına güçlü görünmek için sessiz kalmışız.
Ama yenilginin kıymeti, insanın kendi içindeki o çelişkilerle yüzleştiği yerde saklı.
O yüzden, sevdanın ve yenilgilerin bir arada olduğu bu yolda, ne Oktay abimin "çok sevda yazıyorsun" eleştirisini ne de Mustafa abimin "sata sata gidiyoruz" serzenişini unuturum.
Çünkü bu yazılar, sadece benim içimden geçenleri değil, bizim hikâyemizi de anlatıyor.
Sevda dediğin, bir şehre, bir hayale ya da bir mücadeleye adanmış her şeydir.
Yenilgiler ise sevdanın pusulasıdır.
Biz bu pusulayı kaybetmeden yazmaya, anlatmaya, iz bırakmaya devam ederiz.
Gerisi, gönülden gönüle ulaşır zaten.









