Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de iyilik yapmayı ve merhametli olmayı sık sık öğütler.
Bu ilahi buyruklar, insanlara vicdanlarını harekete geçirerek iyilik yapmaları gerektiğini hatırlatır.
Allah, iyiliğin karşılıksız yapılmasını ve yalnızca O’nun rızası gözetilerek hareket edilmesini istemiştir.
Hazreti Peygamber'in de (s.a.v.) iyilik ve merhamet üzerine birçok hadisi vardır.
Müslüman, merhamet ehlidir; iyiliği bir çıkar için değil, Allah rızası için yapar.
Bu anlayış, toplumu daha sağlam temeller üzerine inşa eder ve gerçek sevgi ve dostlukların kapısını aralar.
İslam, iyiliği Allah katında en değerli davranışlardan biri olarak tanımlar.
Kur’an-ı Kerim'de Maide Suresi 2. ayette şöyle buyrulur: “İyilik ve takvada yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” Bu ayet, insanın amacının Allah’ın rızasını kazanmak olduğuna vurgu yapar ve iyiliğin sadece karşılık beklenmeden, saf bir niyetle yapılması gerektiğini gösterir.
Yaptığımız iyiliklerin arkasında bir menfaat değil, sadece Allah’ın rızasını kazanma arzusu olmalıdır.
Çıkar ilişkilerine dayalı bir toplum yerine, vicdanı ve merhameti merkeze alan bir toplum inşa etmek, İslam ahlakının temel değerlerindendir.
Hazreti Peygamber'in (s.a.v.) şu hadisi de bu durumu pekiştirir: “Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı verilir. Kim bir kötülük yaparsa, ona da sadece misliyle karşılık verilir.” Bu hadis, iyilik yapmanın ne kadar büyük bir karşılığı olduğunu ve aslında iyiliğin yalnızca dünyada değil, ahirette de büyük bir kazanç olduğunu açıklar.
İslam'da iyilik yapmak, yalnızca bu dünyadaki faydalar için değil, sonsuz hayattaki nimetler için de yapılır.
Toplumda çıkar ilişkilerinin baskın olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
İlişkiler, çoğu zaman menfaatlere dayalı olduğu için samimiyetten uzak, yüzeysel bir hale bürünüyor.
Oysa ki İslam’ın bize öğrettiği, iyilik yaparken beklentilerden arınmaktır.
Hazreti Peygamber (s.a.v.) bir başka hadisinde şöyle buyurur: “Müslüman, diğer Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu yardımsız bırakmaz.” Burada Müslümanlar arasındaki dayanışmanın ve karşılıklı iyilik yapmanın önemi vurgulanmıştır. İyilik, sadece kardeşine değil, tüm insanlığa karşı bir sorumluluktur.
Bir Müslüman, Allah’ın rızasını gözeterek iyilik yaparken, karşısındakine samimiyetle yaklaşır. Bu samimiyet, gerçek sevgi ve dostlukların temelidir. İslam’da çıkar ilişkilerine yer yoktur, çünkü bu tür ilişkiler, hem bireyler arasındaki bağı zayıflatır hem de toplumu derinden yaralar. Vicdanla yapılan iyilik, insanları birbirine daha çok bağlar, dayanışmayı artırır ve toplumu bir arada tutar. Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi 272. ayette de Allah, iyiliğin yalnızca O’nun rızası için yapılmasını buyurur: “Siz sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilir.”
İslam'ın öğrettiği bu anlayışla, insanlar işine geldiği için değil, vicdanına değdiği için iyilik yaparsa, çıkar ilişkileri değil, gerçek sevdalar ve dostluklar hayat bulur.
Böyle bir toplumda, ilişkiler yüzeysel menfaatler üzerine değil, kalpten gelen merhamet ve sevgi üzerine inşa edilir. İyilik yapmanın en büyük karşılığı, Allah’ın rızasıdır ve bu rıza, ahiret saadetine ulaştırır.
Bu anlayışla hareket eden bir toplumda, çıkar ilişkileri yerini gerçek sevgi ve dostluklara bırakır, ve böylece hem dünya hem de ahiret hayatı güzelleşir.









