Ahıska Soykırımı ve Sürgünü’nün 80. yıl dönümü…
Bu yıl dönümü, yalnızca tarihin acı dolu bir sayfası değil; bir milletin yüreğinde açılmış, asla kapanmayan bir yara..
Kayseri Valimiz Gökmen Çiçek’in sosyal medya hesabında paylaştığı birkaç cümle, bu yaranın ne denli derin olduğunu yeniden hatırlattı bana.
O sözler öylesine ağır, öylesine sarsıcıydı ki, yüreğimin derinliklerinde yankılandı:
“Çocukluğumda büyüklerimin sızılı cümleleri ve hisli iç çekişleriyle terk etmek zorunda kaldıkları yurt hasretlerini dinlerken kahrolurdum. Bizlerin dinlemeye dahi dayanamadığımız zulümleri onlar en ağır hatıralarla yaşadılar.”
Vali Çiçek, o sözleriyle beni de üzdü.
Çünkü o cümleler, kendi geçmişimden izler taşıyordu.
Ben de bir Uygur Türk’ü olarak, vatanından edilmiş, yurdu işgal altında kalmış bir milletin çocuğuyum.
Babam ve dedemden duyduğum o hicret hikayeleri, yıllar boyunca yüreğime bir kor gibi düştü.
Ama çocukluk işte…
Belki o zamanlar anlamıyordum, belki gözyaşlarının taşıdığı ağırlığı hissedemiyordum. Şimdi büyüdüm ve onların gözlerinden akan her damlanın, binlerce kopan hayalin, yıkılan bir dünyanın şahitliği olduğunu anlıyorum.
Valimiz Gökmen Çiçek’in satırları, sanki kendi hikayemin kulaklarımda yankılanması gibiydi.
O göç yollarında yaşanan ne vardıysa, hepsi yüreğimde bir kez daha canlandı.
Göç yolları… Üzerinde çocukların sessiz ağlayışlarının, anaların kalp sızılarının yankılandığı o yollar.
Kim bilir kaç umut yarıda kaldı, kaç hayat toprağa karıştı?
Benim Dedem, babaannem ve babam, annem o yolları ne zorlukları geçerek yaşadı.
Ama geride bıraktıkları Doğu Türkistan, onların içinden bir parça koparıp aldı.
Şimdi düşünüyorum da, belki bizler o acının içinde büyüdük, o acıyla olgunlaştık.
Ama hiç unutmadık.
Çünkü bize bırakılan bu hüzünlü miras, aynı zamanda bir mücadele ruhu, bir sevda yolculuğu oldu.
Babam özgür bir Doğu Türkistan’ı göremedi, ama onun özlemi, bizim damarlarımızda hala kan gibi akıyor.
Dedemden babama, babamdan bana ve şimdi de oğlum Aybars’a geçen bu hürriyet aşkı, sönmeyen bir ateş gibi içimizde yanmaya devam edecek..
Aslında Vali Çiçek’in acılı sözleri, yalnızca Ahıska’nın değil, her mazlum milletin hikayesini hatırlatıyor.
Bu hikaye, yurtlarından koparılanların, hayatları yarım bırakılanların, umutları karanlıkta kaybolanların hikayesi…
Ama aynı zamanda, yüreklerde filizlenen bir direnişin, bir kavuşma arzusunun hikayesi.
Bugün bizlerin görevi, o acıları unutmamak.
Göç yollarında yitip gidenlerin hatıralarını, bizim için açtıkları o yaralı yolu şerefle taşımak.
Onların dualarını, gözyaşlarını, umutlarını bugüne taşıyarak, Hür Doğu Türkistan için mücadele etmek.
Bu yol zorlu, Gökbayrak sevdası ağır ama vazgeçilmez…
Çünkü bizler, sürgünün çocukları olarak, yalnızca geçmişe değil; geleceğe de borçluyuz.
Göç yollarında yankılanan her feryadı birer hürriyet duasına dönüştürmek bizim boynumuzun borcu.
Ve biliyorum ki, o kavuşma Hürriyet Günü (Bağımsız Doğu Türkistan) mutlaka gerçekleşecek.
O gün geldiğinde, dedelerimizin ve babalarımızın rüyaları gerçek olacak.
Bizler, onlara verdiğimiz sözü tutmuş olacağız.
Ve işte o zaman, yüreklerimizde taşınan tüm hüzün, yerini hak edilen bir huzura bırakacak.









