Bana hangisi diye soracak olursanız... Vallahi ilk bakışta ben de karıştırdım. Önüme iki görsel koydular. Bir tarafta yıllardır bildiğimiz Yeni Rakı... Diğer tarafta ise daha mürekkebi kurumamış Yeni Parti logosu... Bir an durdum. Gülümsedim. Sonra kendi kendime, "Yok artık..." dedim.
Ama insanın aklına da gelmiyor değil.
Şöyle gözümün önüne bir sahne geliyor.
Akşam olmuş...
Ekâbir takım toplanmış...
Mükellef bir sofra kurulmuş.
Kadehler doluyor.
Memleket meseleleri konuşuluyor.
Derken biri, "Artık yeni bir parti kurmanın zamanı gelmedi mi?" diyor.
Masadakiler birbirine bakıyor.
İsim aranıyor.
Saatler geçiyor.
Kimsenin aklına bir şey gelmiyor.
Sonra masanın tam ortasında duran şişeye gözler kayıyor.
Üzerinde kocaman tek bir kelime yazıyor.
YENİ...
Masadakilerden biri gülümsüyor.
"İşte..." diyor.
"Yeni..."
Diğeri de hiç düşünmeden ekliyor.
"Parti..."
Ben tamamen işin mizahını yapıyorum.
Ama kabul edin...
İnsan ister istemez böyle bir hikâye yazıyor kafasında.
Çünkü son günlerde yaşananlara baktıkça, siyasetin ciddiyetinden çok senaryolarını konuşur hale geldik.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararından sonra kullandığı bir kelime vardı.
Arınma...
Belki de bugün CHP'nin en çok ihtiyaç duyduğu kelime budur.
Çünkü arınmadan yenilenemezsiniz.
Kendi evinizin içini toplamadan, komşuya düzen anlatamazsınız.
Kendi kongrenizle ilgili tartışmalar bitmeden, millete demokrasi dersi veremezsiniz.
Bugün CHP'nin üzerinde mahkeme süreci devam eden bir kongre var.
Kamuoyunda konuşulan iddialar var.
Mahkemenin değerlendirdiği bir dosya var.
Eğer gerçekten ortada hiçbir usulsüzlük yoksa neden bu kadar telaş?
Neden mahkemenin kararını beklemek yerine yeni arayışlar başlıyor?
Neden "bekleyelim, hukuk konuşsun" denilmiyor?
Çünkü insan bazen aceleyi görünce, aceleden daha çok sebebini merak ediyor.
Ekrem İmamoğlu sürecinde de aynı soruyu sordum.
Daha Cumhurbaşkanlığı seçimine yıllar vardı.
Ne aday belirleme süreci başlamıştı...
Ne seçim atmosferi oluşmuştu...
Ama bir baktık...
Cumhurbaşkanlığı ofisi kuruluyor.
Adaylık çalışmaları yapılıyor.
"Ben hazırım." mesajları veriliyor.
Sonra hakkında yürüyen soruşturmalar ve davalar gündeme geldiğinde yapılan savunma şu oldu:
"Ben aday olduğum için bunlar başıma geliyor."
İnsan burada da ister istemez düşünüyor.
Madem seçime daha yıllar var...
Neden bu kadar erken adaylık ilan edildi?
Neden bu kadar acele edildi?
Bu soruları sormak muhalefet olmak değildir.
Bu soruları sormak gazeteciliktir.
Çünkü zamanlama bazen olayın kendisinden daha fazla şey anlatır.
Şimdi aynı tabloyu Sayın Özgür Özel'in önünde görüyorum.
CHP'nin kongresiyle ilgili hukuki süreç tamamlanmamış.
Mahkemenin vereceği karar bekleniyor.
Parti içinde tartışmalar bitmemiş.
Kemal Kılıçdaroğlu "arınma" diyor.
Ama bir taraftan da kamuoyunda yeni parti ihtimali konuşuluyor.
İnsan sormadan edemiyor.
Sayın Özgür Özel...
Gerçekten CHP'nin içinden yeni bir CHP mi çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Yoksa CHP'yi ikiye bölüp adına "yeni" demeyi mi düşünüyorsunuz?
Çünkü bir şeyin başına "yeni" yazınca gerçekten yeni olmuyor.
Yeni tabela...
Eski kadro...
Yeni logo...
Eski tartışmalar...
Yeni slogan...
Eski hesaplar...
Bu millet bunları artık ezbere biliyor.
Bir de işin hiç konuşulmayan tarafı var.
Siyaset, rakı sofrası kurmaya benzemez Sayın Özel.
Akşam oturur, hesabı öder, kalkarsınız.
Ama parti öyle değildir.
Partinin finansmanı vardır.
Teşkilatlanması vardır.
İl başkanları vardır.
İlçeleri vardır.
Programı vardır.
Ekonomi kadrosu vardır.
Dış politikası vardır.
Binlerce insanın omzuna yüklediğiniz sorumluluk vardır.
Miting yapmak kolaydır.
Kalabalık toplamak da mümkündür.
Mikrofonu elinize alıp iktidarı eleştirmek de zor değildir.
Ama siyasi parti yönetmek; sloganla, alkışla ve meydan heyecanıyla yürümez.
Hele hele yalnızca iktidar karşıtlığı üzerine kurulan bir siyaset, ilk rüzgârda savrulur.
Bugün CHP'nin ihtiyacı olan şey yeni bir parti değildir.
CHP'nin ihtiyacı önce kendi içinde arınmaktır.
Mahkeme sürecini beklemektir.
Kongre tartışmalarını bitirmektir.
Kendi üyelerine güven vermektir.
Çünkü kendi tabanını ikna edemeyen bir hareket, Türkiye'yi ikna edemez.
Yazının başında Yeni Rakı ile başladık.
Şimdi yine aynı yerde bitirelim.
Masanın üzerinde iki şey duruyor.
Birinin üzerinde Yeni Rakı yazıyor.
Diğerinin üzerinde Yeni Parti...
Biri yıllardır aynı etiketi taşıyor.
Diğeri ise daha ilk günden "Gerçekten yeni olan ne?" sorusuyla karşı karşıya.
Benim korkum yeni bir partinin kurulması değil.
Benim korkum, eskinin yalnızca etiket değiştirerek millete yeniden sunulmasıdır.
Çünkü bu millet artık şişenin etiketine değil, içindekine bakıyor.
Ve bugün herkesin sorması gereken soru tam da budur:
Yeni Rakı mı?.. Yeni Parti mi?..
Yoksa ikisinin de ortak noktası sadece üzerindeki "YENİ" kelimesi mi?







