Kurban Bayramı denince insanların aklına önce kalabalık sofralar gelir; sabahın erken saatlerinde giyilen temiz elbiseler, kapı önlerinde bekleyen çocuklar, avlulardan yükselen et kokusu, büyüklerin ellerine kapanan küçükler… Bayram, toplumun ortak hafızasında hep sevinçle anılır. Ama herkes için bayram aynı değildir. Bazılarının içine bayram değil, eski bir sızı gelir.
Bir arkadaşım vardı; hem yetimdi hem öksüz. Bayram yaklaşınca yüzüne tuhaf bir sessizlik çökerdi. İnsanların çocukluk hatıralarında şeker sesleri, kolonya kokuları olurdu; onun hatıralarında ise eksiklik vardı. Bir evin içindeki boş sandalye gibi… Kimsenin dolduramadığı bir yer gibi…
Her bayram içinden aynı türküyü söylediğini anlatırdı:
“Bayram gelmiş neyime anam anam garibem
Kan damlar yüreğime anam anam garibem…”
Türkü sanki onun için yazılmıştı. Çünkü bazı insanlar için bayram, neşenin değil, yokluğun en çok hissedildiği gündür. İnsan en çok bayram sabahlarında anlar kimsesizliğini. Herkes bir yere yetişirken, insanın gidecek kapısının olmaması ağır gelir. Kapısını çalacağı bir anne kalmamışsa, elini öpeceği bir baba toprağın altındaysa, bayram insanın içine sessizce çöken uzun bir akşama dönüşür.
Yetimlik sıradan bir eksiklik değildir. İnsan bazen yıllarca güçlü görünür ama bayram sabahı bir çocuğun babasının elinden tuttuğunu görünce içindeki kırık yeniden konuşmaya başlar. Öksüzlük de böyledir; bir annenin “yedin mi?” diye soramayacağı bütün günler insanın içinde büyür. Bayram ise bu eksikliği görünür kılar. Çünkü bayram biraz da “eve dönüş” demektir. Evi olmayanın bayramı eksik olur.
Eski Anadolu mahallelerinde insanlar bunu bilirdi. Bayram sabahı ilk uğranan evlerden biri yetim evi olurdu. Büyükler özellikle o çocukları sofraya çağırır, başlarını okşar, “yalnız değilsin” demenin yolunu arardı. Çünkü bizim geleneğimizde bayram sadece sevinmek değil, eksik olanın eksiğini azaltmaktı. Kurban sadece et dağıtmak değildi; bir kalbin yükünü hafifletmekti.
Belki de bu yüzden Kurban Bayramı’nın içinde hafif bir hüzün vardır. İnsan, kesilen kurbanın yanında kendi içindeki yalnızlıkları da düşünür. Toprak altındaki anne babaları, artık açılmayan kapıları, eski bayram seslerini hatırlar. Çocukluğun geçtiği avlular yıkılmıştır belki; ama insanın içinde hâlâ bir bayram sabahı yaşamaya devam eder.
Ve bazı türküler vardır; onları söyleyen kişinin kaderine dönüşür:
“Geceler yârim oldu anam anam garibem
Ağlamak kârım oldu anam anam garibem…”
Belki bu bayramda en büyük iyilik, bir yetimin sessizliğini fark etmektir. Bir öksüzün omzuna el koymak… Kalabalık sofralarda unutulan birinin adını anmak… Çünkü bazı insanlar bayramı kahkahalarla değil, boğazına düğümlenen eski bir türküyle geçirir.
Bayram herkes için aynı değildir.
Kimi için kavuşmaktır, kimi için hatırlamak.
Kimi için sevinçtir, kimi için içten içe kanayan eski bir yara…








Hocam iyi bayramlar dilerim. Kaleminize de hep mutlu bayramlar yazmak nasip olsun.