İnsan, hayatı boyunca birçok yılan görmez; fakat birçok "sinsi yılanla" karşılaşır. Çünkü yılan bazen toprakta sürünmez, bazen iki ayak üzerinde yürür, bazen dost gibi görünür, bazen kardeş gibi konuşur, bazen de en samimi tebessümün ardına saklanır.
Sinsilik, açık düşmanlığın aksine karanlıkta büyüyen bir gölgedir.
Düşman olduğunu bildiğiniz insana karşı tedbir alırsınız; fakat dost görünen birinin kalbinde sakladığı kıskançlığı, hasedi veya menfaati fark etmek her zaman kolay değildir. Sinsi insan, yüzünüze gülerken arkanızdan hesap yapar; sizin sevincinizi paylaşır gibi görünürken başarısızlığınızı bekler.
Çünkü onun meselesi hakikat değil, fırsattır.
Yılanın zehri bedenlere işler; fakat insanın sinsiliği bazen ruhlara işler. Bir sözle güveni yaralar, bir dedikoduyla dostlukları parçalar, bir ihanetle yılların emeklerini boşa çıkarabilir.
Bu yüzden eskiler, "Açık düşmandan korkma, gizli dosttan kork" demişlerdir. Açık düşman niyetini gösterir; sinsi olan ise niyetini gizler.
Fakat burada insanın kendine de dönüp bakması gerekir.
Herkes başkasının içindeki yılanı ararken bazen kendi nefsindeki küçük sinsilikleri göremez. Kırgınlıkları biriktirmek, samimiyetsiz davranmak, menfaat için susmak ya da çıkar için yakınlık göstermek de aynı karanlığın farklı yüzleridir.
Hayatın öğrettiği önemli gerçeklerden biri şudur:
Sinsi insanlar her zaman var olacaktır. Onları tamamen hayatımızdan uzak tutmak mümkün değildir. Ancak karakterimizi onların zehrine benzetmemek mümkündür.
Yılanın sokması onun tabiatıdır; insanın iyiliği koruması ise onun iradesidir.
Bu yüzden insan, yoluna devam ederken herkese güvenmek kadar herkesten şüphe etmeyi de bırakmalıdır.
Kalbini temiz tutmalı, gözlerini açık tutmalı ve karşılaştığı her tebessümü dostluk, her övgüyü samimiyet sanmamalıdır.
Bazı insanlar gerçekten dosttur; bazıları ise fırsat kollayan sessiz bir gölge gibi, uygun zamanı bekleyen sinsi bir yılan...







