Sana elveda diyemem ey Şehr-i Ramazan…
Geldin, gönüllere rahmet gibi indin, kalplere sükûnet gibi yerleştin. Ne çabuk geçtin… Sanki bir misafir gibi uğradın gittin, ama ardında öyle bir iz bıraktın ki, ne silinir ne de unutulur.
Aşkını tam anlamıyla alamadım senden Ey Şehr-i Ramazan… Zevkine varamadım, deryana tam anlamıyla dalamadım. Oysa her anın ayrı bir hikmetti; her gecen ayrı bir rahmet, her gündüzün ayrı bir sabırdı. On bir ayın sultanı, ibadetin fermanı olarak geldin; kalpleri arındırdın, ruhları terbiye ettin.
İftarın başka, sahurun bambaşkaydı… Teravihlerde buldum meşki, secdelerde buldum huzuru. Her lokmada şükür, her ezanda çağrı, her duada bir yakınlık vardı.
Sana elveda diyemem ey Şehr-i Ramazan.
Kadir gecesine ulaştık seninle… Eller açıldı, gözler yaşardı, gönüller semaya yükseldi. Affın kapısına vardık, rahmetine sığındık, günahlarımızın ağırlığını bırakmaya çalıştık. Yıkandık, temizlendik, arındık Ramazan’da. Baki eyle Allah’ım, bu huzuru kalplerimizde…
Seninle geldi Leyle-i Kadr seninle okuduk duaları, seninle hissettik haşri ve dirilişi… Elhamdülillah, bizi bu mübarek iklime ulaştıran Rabbimize.
Arefe gününün rahmet kapısına geldik; ibadet ettik, af diledik, rahmete sığındık.
Sana elveda diyemem ey Şehr-i Ramazan.
Şimdi gidiyorsun… Ama biz biliyoruz ki Ramazan sadece bir ay değil; bir ruh, bir terbiye, bir diriliştir. Ve bu ruhu taşıyabilmek asıl imtihandır.
Kalan on bir ayda Ramazan’ın huzuruyla yaşayabilmek duasıyla.
Gönlümüz senden ayrılmak istemez ey Şehr-i Ramazan.
Sana elveda diyemem…
Sana elveda diyemem…









