Kayseri’de bizim büyüklerimizin hayatında çok özel bir kavram vardı: ahiretlik.
Bugünün “yakın arkadaş” tanımından çok daha derin, çok daha ağır bir anlam taşırdı bu kelime. İnsan bazen kardeşine anlatamadığını ahiretliğine anlatırdı. Çünkü orada sadece dostluk değil; kader ortaklığı, sırdaşlık, ömür yoldaşlığı vardı.
Annemlerin, teyzemlerin oturmalarında hep bir “ahiretlik” olurdu. Kapı çaldığında gelen misafir değil, evin bir parçası gibiydi. Mutfakta çayın altını yakarken birbirlerinin dolabını açar, eksik şekeri tamamlar, çocukların huyunu bile annesi kadar bilirdi. Aralarında öyle güçlü bir güven vardı ki; birinin derdi diğerinin uykusunu kaçırırdı.
Bu dostluklar sadece sohbet etmek için kurulmazdı. Hayatın bütün yükü birlikte taşınırdı. Gelin nasıl olmalı, oğlan nasıl davranmalı, kız hangi eve giderse mutlu olur… Bunlar uzun uzun konuşulurdu. Çünkü büyükler bilirlerdi ki insan sadece ev değil, karakter de kurar. Bir annenin tecrübesi başka bir annenin duasına karışırdı.
Ahiretlikler birbirlerine doktor tavsiye ederdi. Aynı ilaçları kullanır, “Bu bana iyi geldi, sana da sor doktoruna” derlerdi. Hastane koridorlarında birbirlerini yalnız bırakmazlardı. Birinin tansiyonu çıktığında ötekinin eli ayağı titrerdi. Çünkü onların dostluğu gündelik değil, varoluşsal bir bağlılıktı.
Bugün insanlar yüzlerce kişiyi tanıyor ama kimseye tam anlamıyla içini açamıyor. Oysa eski zamanların ahiretlikleri birbirlerinin sessizliğini bile anlardı. Bir bakıştan kırgınlığı, çay bardağını masaya koyuşundan sıkıntıyı hissederlerdi. Dostluk onlar için sosyal bir ilişki değil, hayatı birlikte omuzlama biçimiydi.
Belki de bu yüzden eski mahallelerde insanlar daha az yalnızdı. Çünkü herkesin kapısını çalabileceği bir ahiretliği vardı. Ölüm konuşulurken bile “Ahirette de beraber olalım” duası edilirdi. Kelimenin kökü de biraz buradan gelirdi zaten; dünyalık değil, ömürlük hatta sonsuzluk için kurulan dostluk…
Şimdi düşünüyorum da; modern hayatın en büyük kaybı belki de tam olarak budur. İnsanların birbirine yetişememesi değil, birbirinin ruhuna değememesi… Çünkü ahiretlik sadece arkadaş değil; insanın kendini emanet ettiği ikinci bir kalpti.









