Bazı insanlar kalabalıkların içinde yalnızdır; bazıları ise yalnızlığın içinde bir âlem taşır. İşte münzevi dediğimiz insan, çoğu zaman yanlış anlaşılan bu ikinci yolun yolcusudur. İnsanlar onu hayattan kaçmış zannederler; oysa bazen münzevilik kaçmak değil, insanın kendi hakikatine doğru uzun ve sessiz bir yolculuğa çıkmasıdır.
Modern çağın en büyük gürültüsü, seslerin çokluğundan değil, manaların azalmasından doğuyor. Herkes konuşuyor fakat az insan dinliyor; herkes görünmek istiyor fakat pek azı gerçekten görülüyor. Böyle bir çağda münzevi olmak, bazen bir mağaraya çekilmek değil, ruhunu koruyabilmek için kalbin etrafına görünmez bir perde çekmektir. Çünkü insanın ruhu da bir çiçek gibidir; her rüzgâra açılırsa solar, her göze görünürse incinir.
Münzevi insanın sessizliği çoğu zaman kibir sanılır. Oysa onun sustuğu yerde nice kırgınlıklar, nice yarım kalmış cümleler, nice cevapsız sorular uyuyordur. İnsan bazen konuşmaktan değil, anlaşılmamaktan yorulur. Bir müddet sonra anlatmayı bırakır. Kalabalıkların arasında defalarca kaybolan bir kalp, en sonunda kendi içine sığınır. İşte o zaman münzevilik başlar; bir tercih gibi görünse de çoğu zaman uzun hayal kırıklıklarının ördüğü görünmez bir kaderdir.
İnsanın en uzun yolculuğu şehirler arasında değil, nefsi ile kalbi arasındadır. Münzevi kişi dışarıdan bakıldığında yalnız görünür; fakat iç dünyasında nice muhasebeler, nice dualar, nice gözyaşları vardır. Herkes geceleri uyurken o, bazen geçmişin gölgeleriyle konuşur; bazen de Rabbine sessizce sığınır. Çünkü bazı yaraların sesi çıkmaz. İnsan en derin acılarını kelimelerle değil, secdelerle anlatır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında da münzevilik, çağımızın görünmeyen yaralarından biridir. İnsanlar birbirine hiç olmadığı kadar yakın görünürken aslında birbirinden hiç olmadığı kadar uzaktır. Bir tuşa basarak binlerce insana ulaşabilen insan, bazen bir derdini anlatacak tek bir gönül bulamaz. İşte bu yüzden bazı insanlar kalabalıklardan uzaklaşır; çünkü bedenlerin yakınlığı, gönüllerin yakınlığı anlamına gelmez.
Fakat münzevilik her zaman hüzün değildir. İçinde bir bilgelik de taşır. Toprağın altında sessizce büyüyen kökler gibi, insan da bazen yalnızlıkta olgunlaşır. Meyve veren ağaçların kökleri nasıl derinlere iniyorsa, derin insanlar da çoğu zaman sessiz zamanların içinden geçerler. Gürültü karakter oluşturmaz; sessizlik oluşturur. Çünkü insan kendisiyle en dürüst hesaplaşmasını kalabalıklarda değil, yalnız kaldığında yapar.
Belki de münzevi insan, dünyanın hızına yetişemeyen değil; dünyanın telaşında kaybolmak istemeyen insandır. Herkesin koştuğu yere koşmamayı seçmiştir. Herkesin alkışladığı şeyleri alkışlamaz. Herkesin peşinden gittiği gölgelerin ardındaki hakikati arar. Bu yüzden bazen yalnız kalır, bazen anlaşılmaz, bazen unutulur.
Ama bilir ki insanın değeri, kaç kişinin onu tanıdığıyla değil; kalbinin ne kadar hakikate yakın olduğuyla ölçülür.
Münzevilik, insanlardan uzaklaşmak değil; kalbi kirleten her şeyden uzaklaşabilmektir. Çünkü bazı yalnızlıklar ceza değildir; ruhun kendini yeniden duyabilmesi için verilmiş ilahi bir moladır. O sessizliğin içinde insan anlar ki, kalabalıklar her zaman dost değildir; fakat samimi bir yalnızlık, bazen en sadık arkadaştır.
Münzevi insanın penceresinde çoğu zaman bir ışık yanar. Dışarıdan bakanlar onu yalnız zanneder. Oysa o, kendi kalbinin derinliklerinde; geçmişle, umutla, dua ile ve Rabbiyle konuşuyordur.
Ve bazen bir insanın en kalabalık hâli, işte tam da o yalnız kaldığı anlardır.







