Bazen bir kelime değildir; insanın içinde yarım kalmış cümlelerin, söylenememiş sitemlerin, cevabı bulunamamış soruların ve zamana bırakılmış kırgınlıkların sessiz mezar taşıdır. İnsan bazı zamanlar uzun uzun anlatmak isterken yalnızca “neyse” der. Çünkü kelimelerin taşıyamadığı yükler vardır; kalbin omuzlarında büyüyen ve dilin sınırlarına sığmayan yükler...
Neyse, insanın toplumsal hayata ödediği görünmez bir vergidir. İnsan her düşündüğünü söyleyemez, her hissettiğini ifade edemez. Aile içinde, dost meclislerinde, iş hayatında ve kalabalıkların arasında çoğu zaman suskunluk, sözden daha güvenli bir liman hâline gelir. İşte bu yüzden insanlar bazen haklı olduklarını bildikleri hâlde tartışmayı uzatmamak için, bazen kırıldıkları hâlde kırgın görünmemek için, bazen de karşısındakini kaybetmemek için sadece “neyse” derler. Bu kelime çoğu zaman barışın değil, ertelenmiş hesaplaşmaların habercisidir.
Neyse, zihnin kendisini koruma mekanizmalarından biridir. İnsan ruhu her acıyı aynı anda taşıyamaz. Bazı yaraları zamana havale eder, bazı hayal kırıklıklarını bilinçaltının karanlık koridorlarına bırakır. Dışarıdan bakıldığında basit bir geçiş kelimesi gibi görünen bu ifade, çoğu zaman derin bir yorgunluğun tercümesidir. Çünkü insan bazen anlatmaktan yorulur. Anlaşılmamaktan daha çok yorulur. Sonunda ise kelimelerle mücadele etmeyi bırakır ve sadece “neyse” diyerek içindeki fırtınanın kapısını kapatır.
Neyse”, insanın hayat karşısındaki sınırlılığını kabul etmesidir. Her sorunun cevabı bulunmaz, her düğüm çözülmez, her adalet yerini bulmaz. İnsan, mutlak hakikatin sahibi olmadığını fark ettiği anda bazı şeyleri akışına bırakmayı öğrenir. Belki de “neyse”, kader ile irade arasındaki ince çizgide duran bir teslimiyet cümlesidir. Ne tam bir vazgeçiştir ne de tam bir kabulleniş... İkisinin arasında, insanın kendi acizliğini fark ettiği yerde duran sessiz bir duraktır.
Düşünüldüğünde hayatın büyük kısmı belirsizliklerden oluşur. İnsan geleceği göremez, insanların niyetlerini tam olarak bilemez, olayların sonunu hesaplayamaz. Bu nedenle zihnin sürekli kontrol etme arzusu çoğu zaman tükenmişlikle sonuçlanır. “Neyse” kelimesi bazen mantığın kalbe verdiği kısa bir moladır. Her şeyi çözmeye çalışmanın anlamsızlaştığı yerde ortaya çıkar.
Neyse, bazen tevekkülün en sade ifadesidir. İnsan çırpınır, planlar yapar, hayaller kurar; fakat sonunda anlar ki bazı kapılar insanın kuvvetiyle değil, ilahi hikmetle açılır. O zaman dil “neyse” derken kalp aslında “Ya Hu, sen bilirsin” demektedir. Çünkü hakiki teslimiyet, olayları değil, olayların ardındaki hikmeti aramaktır. İnsan her şeyi anlamak zorunda değildir; bazen sadece yürümek ve güvenmek gerekir.
Neyse, görünürde bitişi ifade ederken aslında yeni bir başlangıcın eşiğidir. İnsan bir konuyu kapattığını sanırken o konu ruhunda başka biçimlerde yaşamaya devam eder. Bastırılmış bir özlem, ertelenmiş bir hesaplaşma, unutulduğu zannedilen bir hatıra olarak geri döner. Bu yüzden “neyse”, çoğu zaman son cümle değildir; yalnızca konuşmanın görünmeyen kısmına açılan kapıdır.
Belki de insan ömrü, sayısız “neyse”lerden oluşan uzun bir hikâyedir. Söylenemeyen sevgiler, gerçekleşmeyen hayaller, yarım kalan dostluklar, geciken özürler ve vakti geçtikten sonra anlaşılan hakikatler... Hepsinin sonunda aynı kelime bekler:
“Neyse...”
Fakat hayatın sırrı da belki tam burada saklıdır. İnsan bazen devam edebilmek için açıklamaya değil, kabullenmeye ihtiyaç duyar. Çünkü bazı cümleler noktayla değil, “neyse” ile biter. Ve bazı yolculuklar, işte tam o bitti sanılan yerde yeniden başlar.









