Bir Zamanlar Kayseri’de Sinema Başkaydı
O zamanlar hayat daha yavaştı…
Daha az konuşulurdu ama daha çok hissedilirdi.
Ve bir sinema vardı Kayseri’de, adı Taş Sineması.
Adı gibi sağlam, adı gibi kalıcı…
Kalbimizde bir taş gibi yer eden hatıraların yuvasıydı.
1960’ların başlarında kurulmuştu.
Kışlık sinemaların mimari olarak en güzeli derlerdi…
Ama bizim için mimarisinden öte, ruhu vardı bu sinemanın.
Salon, balkon vardı yukarda, bir de loca.
Loca dedin mi ayrıcalıktı o zamanlar,
Grup arkadaşlarınla girilir, film başlamadan gülüşmeler, fısıldaşmalar...
Sonra karanlık, sonra perde, sonra suskunluk…
Ve sadece çekirdek sesleri…
Ah o çekirdeğin çıtırtısı…
Filmin en hüzünlü yerinde bile duyulurdu,
Sanki sessizlikle anlaşan eski bir gelenekti bu.
Saat sabah 11.00 ve öğleden sonra 14.30’da başlayan matinalar vardı.
İki film birden oynardı.
Biri biter, diğeri başlardı; gözümüz doyardı ama kalbimiz değil.
Hafta içi kadınlar matineleri olurdu.
Acıklı Türk filmleriyle salonu hıçkırık sarardı,
Oturduğu yerden mendil çıkaran kadınlar,
Kimi eski bir hatırayı anımsar, kimi içinde gizlediğini dökerdi.
Sonra o film haftalarca konuşulurdu mahallede,
Bir duygunun seli, bir hikâyenin yankısı olurdu sokaklarda.
Kaçıran pişman olurdu...
“Ah be Ayşe, o sahneyi bir görmeliydin!” diye anlatan komşular,
O filmi izleyemediği için içine kapanan genç kızlar...
Film sadece film değildi,
Bir buluşma, bir paylaşma, bir hatırlayıştı.
Akşamları saat 19.00’da yabancı tek film oynardı.Takim elbiseli Foster şapkalı eğitimli insanların gelirdi.
Dünyaca ünlü yapımlar, sinema perdesinde hayat bulurdu.
Saat 21.00 geldi mi, yine Türk filmleri, yine iki film birden…
Gazoz kapakları açılır, tostun o sıcacık kokusu yayılırdı salona.
Taş Sineması’nın o meşhur tostu…
Yanında “Yudum” marka gazoz…
Yavaş yavaş yudumlanır, filmle birlikte içe işlerdi.
Sinemanın önünde el arabalarında satılan çekirdeklerden alınırdı.
Sanki bir ritüeldi bu, filmi çekirdeksiz izlemek olmazdı.
Kapısının sağında Taş Pastanesi vardı.
Delikanlılar sevgililerine orada pasta ikram ederdi.
Utanarak, göz ucuyla bakarak,
Bir pasta bir tebessüm olurdu.
Sonra el ele olmasa da yan yana girilirdi sinemaya.
Loca tutulur, grup arkadaşlarla birlikte o perdeye bakılırdı.
Hayaller perdenin ötesindeydi belki ama kalpler aynı koltuklarda çarpardı.
İşte böyle bir yerdi Taş Sineması…
Bir sinema değil sadece, bir zamandı…
Kayseri’nin kalbinde atan bir nostalji,
Anılarla örülü bir taş bina,
Ama bizim için kocaman bir çocukluk,
Masum bir gençlikti.
Ne zaman Taş Sineması’nı hatırlasam,
Gazozun serinliği, tostun kokusu,
Ve çekirdeğin çıtırtısı gelir kulağıma.
Bir de gözyaşlarını silen anneler…
Ve o perdenin ardında bir zamanlar yaşanmış bütün hayatlar…
Yusuf Kartal...







